Yeni yayımlanan kapsamlı bir rapor, İsrail güvenlik güçlerinin Filistinlilere yönelik cinsel şiddetinin sistematik bir yapıya sahip olduğunu ve on yıllardır süregeldiğini ortaya koyuyor. İsrail’in 7 Ekim 2023 sonrası Gazze’ye yönelik saldırılarıyla birlikte uluslararası kamuoyunun dikkatini çeken bu şiddet eylemleri, aslında 1967’den bu yana işgal altındaki topraklarda ve 1948’den itibaren Filistinli mahkumlara karşı düzenli olarak uygulanıyor. Rapor, askerler tarafından şişe, cop, keskin cisimler ve hatta eğitimli köpekler kullanılarak gerçekleştirilen tecavüzlerin yanı sıra, cinsel organlara elektrik akımı verilmesi ve tehdit yoluyla cinsel eylemlere zorlama gibi yöntemleri belgeliyor.
Raporun Bulguları: İşkence ve Cezasızlık Döngüsü
Rapor, İsrail askerleri ve polisinin Filistinli kadın, erkek ve çocuklara yönelik cinsel şiddetini detaylandıran onlarca tanıklık ve mahkeme kaydına dayanıyor. Vakalar arasında, bir Filistinli gencin bir mağarada saatlerce copla tecavüze uğraması, bir kadının gözaltında kırık şişelerle cinsel saldırıya maruz kalması ve birçok erkeğin elektrik şokuyla cinsel organlarına işkence yapılması yer alıyor. Özellikle dikkat çekici bir vaka, İsrail askerlerinin eğitimli bir köpeği Filistinli bir mahkumun üzerine salarak cinsel saldırıda bulunması. Tüm bu eylemlerin ortak özelliği, fail askerlerin neredeyse hiçbir zaman yargılanmaması ve cezasız kalması. Rapor, İsrail adalet sisteminin bu tür suçları etkili bir şekilde soruşturmadığını, aksine örtbas etme eğiliminde olduğunu vurguluyor.
Uluslararası Hukuk ve İsrail’in Sorumluluğu
Cinsel şiddet, Cenevre Sözleşmeleri ve Uluslararası Ceza Mahkemesi statüsüne göre savaş suçu ve insanlığa karşı suç olarak tanımlanıyor. Raporda, İsrail’in bu eylemlerinin “sistematik” olarak nitelendirilmesi, bunların münferit vakalar olmadığını, aksine bir devlet politikası haline geldiğini gösteriyor. Özellikle 1967’den bu yana işgal altındaki Filistin topraklarında ve İsrail hapishanelerinde bu tür işkence yöntemlerinin belgelenmesi, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal ettiğini kanıtlıyor. Raporda ayrıca, İsrail’in işgal altındaki topraklarda Filistinlilere karşı uyguladığı ayrımcı ceza sistemi ve keyfi gözaltı uygulamalarının da cinsel şiddetin zeminini oluşturduğu belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu rapor, Türkiye’nin Filistin meselesine yönelik söylemini güçlendirecek somut deliller sunuyor. Türkiye, İsrail’in Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerini sürekli olarak kınamakta ve Uluslararası Adalet Divanı’nda İsrail aleyhine açılan soykırım davasını desteklemektedir. Raporun uluslararası medyada ve insan hakları örgütlerinde geniş yankı bulması, Türkiye’nin İsrail’e yönelik diplomatik baskılarını haklı çıkaracak bir zemin oluşturuyor. Ayrıca, Türkiye’nin İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler nezdinde yürüttüğü girişimlere yeni bir argüman eklenmiş oluyor. Ancak Türkiye’nin kendi insan hakları karnesiyle ilgili eleştiriler, bu konuda tutarlı bir duruş sergilemesini zorlaştırabilir. Yine de rapor, Filistin davasını uluslararası kamuoyunda canlı tutmak isteyen Türkiye için önemli bir referans kaynağı niteliğinde.