İnsan hakları örgütleri, İsrail güçlerinin Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik artan saldırılarını 'pogrom' olarak nitelendirerek, uluslararası toplumu bu vahşeti durdurmak için acil adım atmaya çağırdı. Çok sayıda İsrailli ve uluslararası insan hakları kuruluşu, işgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyindeki Filistin kasaba ve mülteci kamplarına düzenlenen baskınlarda sivillerin hedef alındığını, evlerin yıkıldığını ve yüzlerce kişinin gözaltına alındığını belirtti. Örgütler, bu durumun uluslararası hukukun açık ihlali olduğunu ve soykırımın önlenmesine ilişkin sözleşme kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Gelişmenin arka planı
Son haftalarda İsrail ordusu, Batı Şeria'nın Cenin, Nablus ve Tubas kentlerinde geniş çaplı askeri operasyonlar yürütüyor. Operasyonlarda en az 29 Filistinli hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 7 Ekim 2023'ten bu yana Batı Şeria'da İsrail güçleri ve yerleşimciler tarafından öldürülen Filistinlilerin sayısı 600'ü aştı. İnsan hakları örgütleri, bu saldırıların Filistinlileri yerlerinden etme amacı taşıdığını ve sistematik bir şiddet kampanyasına dönüştüğünü ifade ediyor. Adalah Adalet Merkezi ve İsrail İnsan Hakları Bilgi Merkezi (B'Teslem) gibi kuruluşlar, yayımladıkları ortak raporda, Batı Şeria'daki durumun 'pogrom' olarak nitelendirilebileceğini çünkü saldırıların organize bir şekilde, hükümet desteğiyle ve Filistin toplumunu hedef alarak gerçekleştirildiğini savunuyor.
Raporda, yerleşimci şiddetinin de arttığı ve İsrail ordusunun bu saldırılara göz yumduğu hatta bazı durumlarda destek verdiği belirtiliyor. Özellikle Huwara kasabasında Mart 2024'te yaşanan ve iki Filistinlinin yakılmasıyla sonuçlanan saldırı, uluslararası kamuoyunda büyük tepki çekmişti. Benzer olayların sıklıkla yaşandığını belirten örgütler, Filistinli toplulukların psikolojik ve fiziksel olarak kuşatma altında olduğunu ifade ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Batı Şeria'daki gelişmeler, bölgesel dengeleri de yakından etkiliyor. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı, İsrail'in bu saldırılarını kınayan acil toplantılar düzenledi. Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi, bu saldırıların bölgesel bir savaşı tetikleyebileceği uyarısında bulundu. Mısır ise arabuluculuk çabalarını sürdürüyor. Avrupa Birliği, saldırıların kınanmasına rağmen İsrail'e yönelik yaptırım kararlarında bölünmüş durumda.
Uluslararası toplumun tepkisi ise sınırlı kalıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Gazze'deki ateşkes kararlarında olduğu gibi Batı Şeria konusunda da etkili bir karar alamıyor. Bu durum, uluslararası hukukun ve insan hakları ilkelerinin ihlallerine karşı etkisiz kalındığı eleştirilerini güçlendiriyor. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, uluslararası toplumun 'soykırım suçuna ortak olmama' yükümlülüğüne dikkat çekerek, İsrail'e silah satışının derhal durdurulmasını talep etti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Batı Şeria'daki gelişmeler, Türkiye'nin bölgesel politikaları açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, Filistin davasını destekleyen tutumunu sürdürürken, yaşanan saldırıların bölgesel istikrara yönelik tehdit oluşturması Ankara'yı yakından ilgilendiriyor. Bu durum, Türkiye'nin İsrail ile son yıllarda normalleşme adımlarını da zora sokabilir. Ayrıca, Filistinli mülteci kamplarının varlığı ve olası bir göç dalgası, Türkiye'nin güvenlik ve insani yardım politikalarını etkileyebilir. Türkiye'nin, uluslararası platformlarda Filistin halkının haklarını savunma ve İsrail'in uluslararası hukuk ihlallerini gündeme getirme yönündeki geleneksel rolü, bu krizde daha da önem kazanıyor.