İsrail’in son dönemdeki askeri maceraları, özellikle Gazze Şeridi ve Lübnan sınırında yürüttüğü operasyonlar, beklenen sonuçları vermediği gibi ülke içinde ciddi bir kamuoyu baskısına yol açıyor. Uzmanlara göre, hükümetin güvenlik odaklı politikaları kısa vadede başarısız kalmış, uzun vadede ise İsrail’in uluslararası itibarını zedelemiştir. İsrail kamuoyu, artan askeri harcamalar ve kayıplar karşısında hükümete karşı sabırsız bir tavır sergiliyor.
Operasyonların başarısızlığı ve halkın tepkisi
İsrail ordusunun son iki aydır Gazze Şeridi’nde düzenlediği hava saldırıları ve kara operasyonları, Hamas’ın askeri kapasitesini kalıcı olarak zayıflatma hedefini gerçekleştiremedi. Aksine, saldırılar sivil kayıpları artırdı ve uluslararası toplumdan gelen tepkileri yoğunlaştırdı. İsrail medyasında yer alan haberlere göre, operasyonlarda 40’tan fazla İsrail askeri hayatını kaybetti, yüzlerce sivil yaralandı. Bu durum, ülke içinde savaş yorgunluğunu ve hükümete yönelik eleştirileri beraberinde getirdi.
Başbakan Binyamin Netanyahu’nun liderliğindeki koalisyon hükümeti, askeri harekatları “meşru müdafaa” olarak savunsa da, kamuoyu yoklamaları halkın çoğunluğunun bu politikalardan rahatsız olduğunu gösteriyor. Özellikle genç nüfus arasında, askerlik hizmetinin uzatılması ve savaşın ekonomik yükü nedeniyle hükümete olan güven giderek azalıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Yalnızlaşan İsrail
İsrail’in askeri maceraları, bölgedeki diğer aktörlerle ilişkilerini de olumsuz etkiledi. Mısır ve Ürdün, Gazze’deki sivil kayıplar nedeniyle Tel Aviv’e resmi uyarılarda bulundu. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, İsrail’in orantısız güç kullandığına dair raporlar yayımladı. ABD ise iki devletli çözüm çağrılarını yinelerken, İsrail’e yönelik askeri yardım paketini geçici olarak dondurdu. Bu durum, İsrail’in küresel ölçekte yalnızlaştığı yorumlarına yol açıyor.
Bölgesel güç dengeleri açısından bakıldığında, İsrail’in zayıflaması, İran’ın nüfuzunu artırma fırsatı olarak görülebilir. Tahran yönetimi, Hamas ve Hizbullah’a verdiği destekle İsrail’e karşı caydırıcılığını sürdürüyor. Ayrıca, Suudi Arabistan’ın İsrail ile normalleşme sürecini askıya alması, İbrahim Anlaşmaları’nın geleceğini belirsiz kılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail’in bu durumu, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Ankara, Filistin davasına verdiği destek nedeniyle, İsrail’in uluslararası alanda yalnızlaşmasını kendi çıkarlarına uygun görebilir. Ancak, Doğu Akdeniz’deki enerji işbirliği ve Doğu Akdeniz Gaz Forumu gibi platformlar, Türkiye’nin İsrail ile diplomatik temasını gerektiriyor. Öte yandan, İsrail’deki siyasi istikrarsızlık, bölgesel güvenlik mimarisini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bu süreçte Filistin yanlısı söylemini korurken, İsrail ile ticari ve enerji ilişkilerini dengede tutmaya çalışacaktır.