İsrail, Gazze'de soykırım suçlamalarıyla karşı karşıya kalması ve ABD'yi İran'la savaşa sürükleme yönündeki politikalarının Washington yönetimindeki desteği erozyona uğratmasının ardından, Amerikan kamuoyunu yeniden kazanmak için benzeri görülmemiş bir kamu diplomasisi kampanyası yürütüyor. 7 Ekim'den bu yana yapılan harcamaların 1 milyar doları aştığı bildirilirken, bu bütçenin büyük bir kısmı televizyon yayınları, sosyal medya reklamları ve lobi faaliyetlerine ayrılmış durumda. İsrail'in yaklaşık 9 milyonluk nüfusu göz önüne alındığında, kişi başına 100 dolardan fazla harcama yapıldığı hesaplanıyor. Bu, ülkenin dış politika önceliklerinin ne kadar değiştiğini gösteriyor.
Kamu Diplomasisinde Rekor Bütçe
İsrail ile Hamas arasındaki çatışmaların başlangıcından bu yana, Tel Aviv yönetimi uluslararası alanda giderek artan bir izolasyonla karşı karşıya. Güney Afrika'nın Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'nda (UAD) açtığı soykırım davası ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda kabul edilen ateşkes çağrıları, ülkenin uluslararası itibarını ciddi şekilde zedelemiş durumda. Bu olumsuz tabloyu tersine çevirmek için İsrail hükümeti, "hasbara" olarak bilinen kamu diplomasisi faaliyetlerine büyük kaynaklar aktarıyor. İsrail medyasında yer alan haberlere göre, bu bütçe özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde yoğunlaşmış durumda. ABD'nin doğu ve batı yakalarındaki büyük televizyon ağlarında reklamlar yayınlanıyor, sosyal medya platformlarında hedefli kampanyalar yürütülüyor ve Kongre üyeleri ile etkili düşünce kuruluşlarına yönelik lobi faaliyetleri artırılıyor.
İsrail'in bu harcamaları, özellikle Amerikan toplumundaki genç kuşakların İsrail'e yönelik eleştirel bakışını değiştirmeyi hedefliyor. Yapılan anketler, 18-35 yaş aralığındaki Amerikalıların önemli bir bölümünün İsrail'in politikalarını desteklemediğini gösteriyor. İsrail yönetimi, bu kitleye ulaşmak için TikTok, Instagram ve YouTube gibi platformlarda etkileyici kişilerle işbirliği yapıyor ve İsrail'in güvenlik kaygılarını anlatan kısa videolar yayınlatıyor. Ayrıca, Amerikan üniversitelerinde İsrail yanlısı öğrenci gruplarının faaliyetlerini finanse ediyor.
ABD-İsrail İlişkilerinde Yeni Bir Kırılma Noktası
İsrail'in bu yoğun kamu diplomasisi çabası, aslında ABD ile ilişkilerin son yılların en zorlu döneminden geçtiğine işaret ediyor. Başkan Joe Biden yönetimi, Gazze'deki insani krize rağmen İsrail'e askeri desteğini sürdürmekle birlikte, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun savaş yönetimi ve özellikle İran'a yönelik saldırı planları konusundaki bazı uyarılarını dikkate almadığı yönünde raporlar bulunuyor. Bu durum, Washington'da İsrail'in bölgesel bir savaşa sürüklenmesinden endişe eden yetkililerin sesini yükseltmesine neden oldu.
Uzmanlar, İsrail'in 1 milyar dolarlık harcamasının, ABD'deki desteğin ne kadar kırılgan bir zemine oturduğunu gösterdiğini belirtiyor. Geçtiğimiz yıllarda Amerika'nın İsrail'e olan koşulsuz desteği, iki ülke arasındaki özel ilişkinin bir gereği olarak görülüyordu. Ancak Gazze savaşı ve İran'la artan gerilim, bu desteğin sorgulanmasına yol açtı. Özellikle İsrail'in, İran'ın nükleer tesislerine olası bir saldırı için ABD'yi savaşa dahil etme çabaları, Amerikan kamuoyunda ve siyasi çevrelerde ciddi endişe yaratıyor. Birçok analist, İsrail'in bu tür bir hamlesinin, ABD'nin bölgesel çıkarlarına zarar vereceğini ve enerji piyasalarını altüst edebileceğini ifade ediyor.
Bu kamu diplomasisi harcamalarının etkili olup olmayacağı ise belirsizliğini koruyor. Zira, 7 Ekim'in yıl dönümü yaklaşırken, Gazze Şeridi'nde devam eden insani felaket ve artan Filistinli ölü sayısı, uluslararası toplumun tepkisini canlı tutuyor. İsrail'in harcadığı onca paraya rağmen, dünya genelinde yapılan anketlerde İsrail'in algısı olumsuz seyretmeye devam ediyor. Bu da, Tel Aviv yönetiminin önünde, para ile çözülmesi mümkün olmayan derin bir imaj sorunu olduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in bu kamu diplomasisi atağından doğrudan etkilenmekle birlikte, Ankara'nın Filistin davasına verdiği destek ve Gazze'deki ateşkes çabalarını sürdürmesi, Türk kamuoyunun İsrail'in bu propagandasına karşı duyarlılığını artırıyor. Türkiye, özellikle Müslüman dünyasında İsrail'in ağırlığını dengeleyen bir aktör olarak öne çıkarken, İsrail'in bu harcamaları, Ortadoğu'daki kamu diplomasisi yarışının Türkiye'yi de kapsayacak şekilde yoğunlaştığına işaret ediyor. Ayrıca, İsrail'in ABD'deki itibarını kurtarma çabaları, Türkiye'nin Washington nezdindeki lobi faaliyetleri açısından da yeni rekabet alanları yaratabilir. Ankara, bu süreçte bağımsız ve ilkeli duruşunu koruyarak, uluslararası hukukun önceliğini savunmaya devam etmelidir.