İsrail savaş uçakları, ABD ve İran arasında devam eden diplomatik temaslara rağmen Güney Lübnan'dan Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen hedefleri vurdu. Saldırı, bölgede bir süredir gözlenen sınır ötesi gerilimin en son ve en ciddi hamlesi olarak kayıtlara geçti. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, saldırıların Hizbullah'ın İsrail topraklarına yönelik bir saldırı girişimine yanıt olarak düzenlendiği belirtildi. Lübnan kaynakları ise saldırılarda en az üç Hizbullah mensubunun hayatını kaybettiğini, sivil kayıp bulunmadığını duyurdu.
ABD-İran Diplomasisi Zemininde Saldırılar Neden Artıyor?
Son haftalarda ABD ve İran arasında, başta İran'ın nükleer programı olmak üzere çeşitli konularda dolaylı müzakerelerin yoğunlaştığı biliniyor. Ancak bu diplomatik hareketlilik, İsrail'in Güney Lübnan'daki Hizbullah varlığına yönelik askeri operasyonlarını durdurmadı. İsrailli yetkililer, “İran'la varılacak herhangi bir anlaşmanın, Hizbullah'ın İsrail sınırındaki askeri birikimini sınırlamayı da içermesi gerektiğini” vurguluyor. Öte yandan İran, Lübnan'daki milis gücü üzerindeki etkisini korumakta kararlı görünüyor. Bu çekişme, güney Lübnan köylerinde yaşayan sivil halk için her geçen gün daha tehlikeli bir hale geliyor. Bölgeden gelen raporlara göre, son bir ayda on binlerce kişi çatışmalardan kaçarak daha kuzeye göç etmek zorunda kaldı.
İsrail'in hava saldırıları, özellikle sınır hattındaki Hizbullah mevzilerine yoğunlaşırken, Lübnan ordusu ve Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü'nün (UNIFIL) bölgedeki varlığı çatışmaları önlemekte yetersiz kalıyor. Uzmanlar, İsrail'in Hizbullah'ın füze cephaneliğini ve sınır ötesi saldırı yeteneğini bertaraf etmeyi hedeflediğini, ancak bu stratejinin geniş çaplı bir savaş riskini de beraberinde getirdiğini ifade ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Çatışma mı Anlaşma mı?
İsrail-Lübnan sınırındaki bu gerilim, ABD-İran müzakerelerine yeni bir boyut kazandırıyor. Washington, İran'ı nükleer konuda masada tutarken, Orta Doğu'da İsrail'in güvenlik endişelerini de dengelemeye çalışıyor. İran tarafı ise Lübnan, Suriye ve Yemen'deki vekil güçleri üzerindeki kontrolünü müzakere kozu olarak kullanıyor. Bu çerçevede, Güney Lübnan'daki her yeni saldırı, bölgesel dengeleri altüst edebilecek potansiyel bir domino etkisi yaratıyor. Arap dünyası, İsrail ile normalleşme adımlarını sürdürürken, Hizbullah'ın Lübnan devleti içindeki konumu ve silahsızlandırılması meselesi yeniden gündeme geliyor.
Küresel aktörler ise gelişmeleri endişeyle izliyor. Avrupa Birliği, her iki tarafa da itidal çağrısı yaparken, Rusya ve Çin, Arap ülkeleri üzerindeki nüfuzlarını artırmak için diplomatik hamleler yapıyor. Özellikle Çin, bölgede arabuluculuk yaparak ABD etkisini dengelemeye yönelik girişimlerde bulunuyor. Ancak şu ana kadar hiçbir büyük güç, tarafları doğrudan diyalog masasına oturtmayı başaramadı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail ve Lübnan arasındaki bu gerginliği yakından takip ediyor. Ankara, uzun yıllardır Lübnan'ın istikrarına önem veriyor; ülkede faaliyet gösteren Türk iş insanları ve yardım kuruluşları bulunuyor. Olası bir savaş, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji çıkarlarını da tehdit edebilir. Öte yandan, Türkiye ile İsrail arasında son dönemde düzelme sinyali veren ilişkiler, Hizbullah karşıtı bir pozisyon Ankara'yı zor durumda bırakabilir. Türkiye'nin bölgede denge politikası izlemesi, hem İran'la diyaloğu korumak hem de NATO müttefiki İsrail'in güvenlik endişelerini anlamak arasında hassas bir denge kurmasını gerektiriyor. Ayrıca, Suriye'de devam eden çatışmalarla bağlantılı olarak Lübnan'daki bir kriz, Türkiye'yi yeni bir mülteci dalgasıyla karşı karşıya bırakabilir. Bu nedenle Ankara'nın diplomatik girişimleri, gerek Birleşmiş Milletler nezdinde gerekse ikili temaslarla bölgesel barışı korumayı hedefleyecektir.