İsrail'de ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik hizmetinden muaf tutulmasına yönelik düzenlemenin Yüksek Mahkeme tarafından iptal edilmesinin ardından başlayan protestolar, ülke genelinde şiddet olaylarına dönüştü. Başbakan Binyamin Netanyahu'nun koalisyon hükümeti, ultra-Ortodoks partilerin desteğini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırken, ordunun asker ihtiyacı ve toplumsal eşitlik talepleri arasındaki gerilim had safhaya ulaştı.
Krizin arka planı: Yüzyıllık muafiyet sona eriyor mu?
İsrail'in kuruluşundan bu yana, ultra-Ortodoks (Haredi) Yahudi cemaati, dini eğitim kurumlarında (yeşiva) okuyan öğrenciler için askerlik muafiyeti elde etmişti. Bu uygulama, laik ve dindar olmayan Yahudiler arasında büyük tartışmalara yol açarken, 2017'de Yüksek Mahkeme, muafiyet sisteminin anayasaya aykırı olduğuna hükmederek hükümete yeni bir yasa çıkarması için süre tanıdı. Ancak yıllar süren siyasi tıkanıklığın ardından, 2024 yılında mahkeme mevcut muafiyet düzenlemesini tamamen iptal etti ve 1 Nisan itibarıyla tüm Haredi erkeklerinin askere çağrılmasına karar verdi.
Bu karar, ultra-Ortodoks partilerin koalisyon ortağı olduğu Netanyahu hükümetini zor durumda bıraktı. Şas ve Birleşik Tevrat Yahudiliği partileri, muafiyetin sona ermesi halinde hükümetten çekileceklerini açıkladı. Öte yandan, laik kesim ve askeri yetkililer, ordunun personel açığını kapatmak için Haredi gençlerin askere alınmasının zorunlu olduğunu savunuyor. Protestolar, başta Tel Aviv ve Kudüs olmak üzere büyük şehirlerde yoğunlaştı; Haredi grupların düzenlediği gösterilerde polisle çatışmalar yaşandı, araçlar yakıldı, onlarca kişi gözaltına alındı.
Bölgesel ve küresel boyut: İsrail'in iç krizi dış politikayı da etkiliyor
İsrail'in iç siyasetindeki bu kriz, ülkenin bölgesel konumunu da etkiliyor. Bir yandan İran'la nükleer müzakereler, diğer yandan Filistin topraklarındaki gerginlikler sürerken, ordu üzerindeki bu tartışma askeri hazırlığı zayıflatma potansiyeli taşıyor. Ultra-Ortodoks cemaatinin nüfus içindeki payı hızla artarken (şu an yaklaşık %13, 2030'da %20'ye ulaşması bekleniyor), bu kesimin ordudan muaf tutulması, laik kesimde 'eşit yük paylaşımı' taleplerini güçlendiriyor.
Uluslararası kamuoyu da gelişmeleri yakından izliyor. ABD, İsrail'in iç siyasi istikrarını desteklediğini belirtirken, Avrupa ülkeleri laik demokrasi ilkeleri açısından endişelerini dile getiriyor. Krizin daha da tırmanması halinde, İsrail'in uluslararası itibarı ve özellikle Batılı müttefikleriyle ilişkileri olumsuz etkilenebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'deki bu iç siyasi kriz, Türkiye ile İsrail arasında son dönemde normalleşme sürecine giren diplomatik ilişkiler bağlamında dikkatle izlenmelidir. İsrail'de hükümetin istikrarını kaybetmesi veya koalisyonun dağılması, özellikle enerji işbirliği ve Doğu Akdeniz'deki dengeleri etkileyebilir. Ayrıca, İsrail'in askeri kapasitesine yönelik tartışmalar, bölgesel güvenlik dinamiklerini değiştirebilir. Türkiye, İsrail'deki bu istikrarsızlık ortamında daha temkinli bir dış politika izlemek durumunda kalabilir; ancak krizin doğrudan Türkiye'ye yansıyan bir etkisi henüz bulunmamaktadır.