İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da yerleşimci şiddeti artarken, uluslararası toplumun bu suçlara yönelik tepkisizliği, işgal altındaki Filistinlilerin hukuki güvencesizliğini derinleştiriyor. İnsan hakları örgütleri, İsrail güvenlik güçlerinin yerleşimcileri koruduğu ve Filistinlilere yönelik saldırıların cezasız kaldığı yönünde raporlar yayımlıyor. Bu durum, bölgedeki gerilimi artırırken, uluslararası hukukun ve insan hakları normlarının ciddi şekilde ihlal edildiği bir tabloyu ortaya koyuyor.
Gelişmenin arka planı
BM verilerine göre, yalnızca 2023 yılında Batı Şeria'da yerleşimciler tarafından düzenlenen 1.000'den fazla şiddet olayı kaydedildi. Bu saldırılarda Filistinli siviller hedef alınırken, evler ve tarım arazileri ateşe veriliyor. İsrail ordusu ise çoğu zaman müdahale etmiyor veya yerleşimcileri koruyor. Birçok saldırı, güvenlik kameraları ve cep telefonu görüntüleriyle belgelenmesine rağmen, faillerin yargılanması nadiren gerçekleşiyor.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) ve Uluslararası Af Örgütü'nün raporları, İsrail'in yerleşimci şiddetine karşı etkili soruşturma yürütmediğini ve bu durumun bir cezasızlık kültürü yarattığını vurguluyor. Raporda, yerleşimcilerin saldırıları sonucu Filistinlilerin yerinden edilmesinin, 1948'deki Nekbe'den bu yana en yüksek seviyeye ulaştığı belirtiliyor. BM İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, yılın ilk yarısında 500'den fazla Filistinli yerinden edildi.
Filistinliler, yaşadıkları şiddetin cezasız kalmasının, işgal politikalarının ayrılmaz bir parçası olduğunu savunuyor. Filistin Başmüzakerecisi Saeb Erekat, uluslararası toplumun bu suçlara karşı harekete geçmemesini 'sessiz bir suç ortaklığı' olarak nitelendiriyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin konuya ilişkin karar taslakları ise ABD'nin vetosu nedeniyle defalarca engelleniyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Yerleşimci şiddetinin artışı, sadece Filistinlilerin yaşam koşullarını etkilemekle kalmıyor; aynı zamanda bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. İsrail hükümetinin yerleşimleri genişletme politikası, iki devletli çözümü giderek daha da imkânsız hale getiriyor. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı, İsrail'in bu politikalarını kınayan açıklamalar yayımlarken, uluslararası mahkemelerde yargılanma ihtimali tartışılıyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) 2021'de Filistin topraklarındaki savaş suçlarını soruşturma yetkisini kabul etmişti; ancak İsrail ve ABD bu soruşturmaya sert tepki göstermişti. Son dönemde, İsrail'in Gazze'deki operasyonları ve Batı Şeria'daki yerleşimci saldırıları, UCM'ye yapılan başvuruları artırdı. UCM Başsavcısı Karim Khan, yerleşimci şiddetinin 'uluslararası hukukun ciddi ihlali' olduğunu belirterek soruşturmanın derinleştirileceğini açıkladı.
Öte yandan, ABD'nin İsrail'e verdiği diplomatik ve askeri destek, bu cezasızlık ortamının sürmesinde kilit rol oynuyor. Washington, yerleşimci şiddetini kınayan açıklamalar yapmakla birlikte, İsrail'e yaptırım uygulamaktan kaçınıyor. Avrupa Birliği ise yerleşimci şiddetine karşı izleme listesi oluşturma kararı alsa da, bu girişimin etkili olup olmayacağı tartışılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek bağlamında önem taşıyor. Ankara, İsrail'in yerleşimci şiddetine karşı sık sık kınama mesajları yayımlasa da, bu durumun bölgesel istikrara olan etkisi Türkiye'nin güvenliğini de yakından ilgilendiriyor. Türkiye’nin Küdüs ve Filistin topraklarındaki insan hakları ihlallerine karşı uluslararası platformlarda daha aktif bir rol oynaması, bölgedeki dengeleri etkileyebilir. Ayrıca, İsrail ile ilişkilerin normalleşme sürecinde bu tür olaylar, kamuoyunda tepkiye yol açarak Ankara'nın dış politika manevra alanını daraltabilir. Türkiye'nin, Filistinlilerin haklarını savunmaya yönelik diplomatik girişimleri, hem bölgesel liderlik iddiası hem de İslam dünyasındaki prestiji açısından kritik bir önem taşıyor.