İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da yaşayan Filistinlilere yönelik yerleşimci saldırıları, 2026 yılının ilk yedi ayında geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 63 oranında artış gösterdi. İsrail insan hakları kuruluşu B'Tselem'in verilerine dayanan ve Filistin hükümetine bağlı bir komisyon tarafından hazırlanan rapora göre, bu dönemde 1.200'den fazla saldırı kaydedildi. Saldırıların büyük bir kısmı, yerleşimcilerin Filistin köylerine ve tarım arazilerine düzenlediği baskınlar, araç ve ekipman tahribatı, zeytin ağaçlarının kesilmesi ve gözdağı verme eylemleri şeklinde gerçekleşti. Bölgedeki insani durumun her geçen gün kötüleştiğini belirten rapor, uluslararası toplumun bu konuda etkili bir müdahalede bulunmadığını da vurguluyor.
Saldırıların Yaygınlaşan Yüzü
Komisyon raporu, saldırıların yalnızca sayıca artmadığını, aynı zamanda nitelik olarak da değiştiğini ortaya koyuyor. Önceki dönemlerde daha çok gece saatlerinde ve tenha bölgelerde gerçekleşen saldırıların artık gündüz vakti, gözler önünde ve hatta İsrail askerlerinin koruması altında yapıldığı belirtiliyor. Özellikle Nablus, El-Halil ve Ramallah çevresindeki kırsal bölgelerde yoğunlaşan saldırılarda, yerleşimcilerin Filistinlilere ait evlere, işyerlerine ve tarım arazilerine sistematik olarak zarar verdiği kaydediliyor. Raporda ayrıca, bu saldırıların Filistin toplumunda yaygın bir korku ve güvensizlik ortamı yarattığına dikkat çekiliyor.
İsrail hükümetinin yerleşimci şiddetine karşı etkili bir tedbir almadığı, aksine bazı bakanların açıklamalarıyla bu eylemleri dolaylı olarak teşvik ettiği eleştirileri artıyor. İsrail ordusunun, saldırı anlarına müdahale etmek yerine çoğu zaman yerleşimcilerin yanında yer aldığı veya olaylara seyirci kaldığı ifade ediliyor. Filistinli yetkililer, bu durumun uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu ve İsrail'in yükümlülüklerini yerine getirmediğini savunuyor.
Uluslararası Toplumun Sessizliği
Batı Şeria'daki yerleşimci şiddeti, sadece bir insan hakları meselesi olmanın ötesinde, bölgedeki barış sürecini de derinden etkiliyor. İsrail'in 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria'da yerleşim yerlerini genişletmeye devam etmesi, iki devletli çözümün önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve çeşitli insan hakları örgütleri, yerleşimci şiddetini kınayan açıklamalar yapmasına rağmen, bu kınamaların yaptırıma dönüşmediği ve İsrail üzerinde baskı oluşturmadığı belirtiliyor. Raporda, uluslararası toplumun bu konudaki duyarsızlığının, yerleşimcileri daha da cesaretlendirdiği ve şiddet sarmalını derinleştirdiği vurgulanıyor.
Bölgedeki durum, Filistinli sivillerin günlük yaşamını her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Yerleşimci saldırıları nedeniyle tarım arazilerine erişemeyen köylüler, geçim kaynaklarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Ayrıca, saldırıların ardından yaşanan gözaltılar ve seyahat kısıtlamaları, Filistinlilerin hareket özgürlüğünü de ciddi şekilde kısıtlıyor. Bu durum, bölgede kalıcı bir barış umudunu giderek zayıflatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu Filistin davasına verdiği desteğin haklılığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Türkiye, uluslararası platformlarda Filistinlilerin haklarını savunan ve İsrail'in işgal politikalarını eleştiren açıklamalar yapıyor. Yerleşimci şiddetindeki bu artış, Türkiye'nin bölgedeki istikrarın sağlanmasına yönelik çağrılarını güçlendiriyor. Aynı zamanda, Türkiye'nin Filistinli mültecilere yönelik insani yardımları ve Kudüs konusundaki hassasiyeti, bu tür gelişmelerin Türk dış politikasında önemli bir yer tutmaya devam edeceğini gösteriyor. Türkiye'nin, İsrail'le ilişkilerini normalleştirme çabaları sürerken, Filistin davasına verdiği desteğin de bu süreçte dengeli bir şekilde yürütülmesi bekleniyor.