İsrail, 2018 yılında Venezuela'nın kuzeyinde meydana gelen 7.3 büyüklüğündeki depremin ardından bölgeye gönderdiği insani yardımı, Caracas'taki diplomatik çıkarları doğrultusunda bir propaganda aracına dönüştürmekle suçlanıyor. Middle East Eye'ın ortaya çıkardığı belgelere göre, yardım malzemelerinin önemli bir kısmı doğrudan depremzedelere ulaşmak yerine, MOSSAD bağlantılı kurumlar aracılığıyla dağıtıldı ve bu süreçte İsrail'in bölgedeki imajı parlatılmaya çalışıldı. Olay, insani yardımın siyasi amaçlarla kullanılmasına yönelik ciddi soru işaretleri doğururken, uluslararası toplumun yardım mekanizmalarına olan güvenini de sarsıyor.
Yardımın Arka Planı ve Propaganda Boyutu
21 Ağustos 2018'de Venezuela'nın Sucre eyaleti açıklarında meydana gelen deprem, başta Karakas olmak üzere birçok kentte ağır hasara yol açtı. Resmi rakamlara göre en az 5 kişi hayatını kaybederken, yüzlerce bina yıkıldı veya oturulamaz hale geldi.Bu felaketin ardından İsrail, Venezuela'ya tıbbi malzeme, çadır ve gıda yardımı gönderdiğini duyurdu. Ancak Middle East Eye'ın yayımladığı rapora göre, bu yardımın dağıtımı sırasında İsrail'in Caracas Büyükelçiliği ve MOSSAD'ın Latin Amerika yapılanmasıyla bağlantılı olduğu iddia edilen STK'lar devreye girdi. Yardım paketlerinin üzerinde İsrail bayrağı ve İbranice ifadeler bulunurken, yerel medyada bu yardımlar 'İsrail'in Venezuela halkına sevgisi' olarak sunuldu. Oysa belgelere göre, yardım malzemelerinin yarısından fazlası, deprem bölgesi dışında, Caracas'taki askeri ve siyasi temalı etkinliklerde tanıtıldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu olay, İsrail'in Latin Amerika'daki diplomatik stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Özellikle Nicolas Maduro hükümetiyle ilişkileri gergin olan İsrail, yardım görüntüleri üzerinden hem Venezuela halkına hem de bölgedeki diğer sol eğilimli hükümetlere 'insani yüzünü' göstermeyi hedefliyordu. Uzmanlara göre, bu tür bir 'insani whitewashing' (insani yardım aklaması), İsrail'in uluslararası alanda artan izolasyonunu kırmaya yönelik sistematik bir çabanın ürünü. Benzer taktikler daha önce de Haiti depremi ve Gazze'deki çatışmalar sonrasında kullanılmıştı. Venezuela örneğinde ise yardımın iç politika malzemesi haline getirilmesi, İsrail'in insani yardım etiği konusunda tartışmalara yol açtı. Aynı dönemde, Birleşmiş Milletler ve Kızıl Haç gibi kuruluşlar da Venezuela'ya yardım ulaştırmakta zorlanırken, İsrail'in bu hızlı müdahalesi dikkat çekiciydi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu olay Türkiye için önemli bir ders niteliği taşıyor. Türkiye de son yıllarda Afrika, Asya ve Balkanlar'da benzer insani yardım diplomasisi yürütüyor. Venezuela örneği, insani yardımın siyasallaştırılmasının hem yardım alan ülkelerde hem de uluslararası kamuoyunda güven sorunu yaratabileceğini gösteriyor. Türkiye'nin, özellikle İslam dünyasında ve müttefik ülkelerde yürüttüğü yardım faaliyetlerinde şeffaflık ilkesini koruması, yardımların hedef kitleye ulaştığını bağımsız denetimlerle kanıtlaması stratejik bir zorunluluk. Ayrıca bu durum, MOSSAD gibi istihbarat örgütlerinin insani yardım adı altında operasyon yürütebildiğini gösterirken, Türk istihbaratının da bu tür faaliyetlere karşı sahada daha dikkatli olması gerektiğine işaret ediyor.