İsrail, dünyanın dikkati İran savaşı, kırılgan Lübnan ateşkesi ve Trump'ın “Barış Kurulu” adlı reality şovuna odaklanmışken, Batı Şeria'da sistematik ve büyük ölçüde haberleştirilmeyen bir Yahudi apartheid programı yürütüyor. Bu program, yavaşlatılmış etnik temizlik olarak tanımlanabilir. Aynı anda, Amerikalı Siyonist gruplar, ABD'deki üniversitelerde Filistin yanlısı ifadeleri sansürlemek için yasal ve sosyal baskı mekanizmalarını devreye sokuyor. Bu gelişmeler, hem uluslararası hukuk hem de ABD Anayasası'nın Birinci Değişikliği açısından ciddi endişelere yol açıyor.
İsrail'in Batı Şeria'daki Apartheid Politikaları
İsrail hükümeti, Batı Şeria'da yerleşimci şiddetini teşvik ederken, Filistinlilere ait evleri ve tarım arazilerini yasa dışı yollarla ele geçiriyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin savaş suçu olarak tanımladığı yerleşim faaliyetleri, 2023'te yüzde 40 oranında arttı. İsrail ordusu, Filistinli köylülerin kendi zeytinliklerine erişimini engelliyor ve gözaltılar, keyfi tutuklamalar sıklaşıyor. Oslo Anlaşmaları'yla öngörülen iki devletli çözüm, fiilen ölü doğmuş durumda: Batı Şeria parçalanmış adacıklar haline gelirken, Filistin yönetiminin otoritesi yalnızca nüfus yoğunluğunun olduğu A bölgeleriyle sınırlı.
ABD'deki Siyonist Baskılar ve İfade Özgürlüğü
Amerika'da ise Siyonist örgütler, üniversite kampüslerinde Filistin yanlısı konuşmaları “antisemitizm” olarak etiketleyerek susturmaya çalışıyor. Florida'da Vali Ron DeSantis'in imzasıyla çıkan bir yasa, “antisemitizm” tanımını genişleterek İsrail karşıtı ifadeleri suç kapsamına alıyor. Benzer yasalar 30'dan fazla eyalette meclise sunuldu. Stanford Üniversitesi'nde bir öğretim üyesi, derslerinde Filistinlilerin maruz kaldığı baskıyı anlattığı için disiplin soruşturması geçirdi. Eleştirmenler, bu girişimlerin Birinci Değişiklik'e aykırı olduğunu ve aslında antisemitizmi gerçekten hedef alan önlemleri zayıflattığını savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki stratejik konumu nedeniyle yakından takip edilmelidir. İsrail'in Batı Şeria'daki politikaları, bölgesel istikrarsızlığı körükleyerek Filistin davasının uluslararası meşruiyetini zayıflatıyor. Türkiye, İsrail'le son dönemde normalleşme adımları atmış olsa da, Ankara'nın Filistin yanlısı duruşu bu süreçte hassas bir denge gerektiriyor. Ayrıca ABD'de ifade özgürlüğüne yönelik baskılar, küresel bir eğilimin parçası olarak Türkiye'deki benzer tartışmaları da etkileyebilir. Ankara, hem İsrail'le ilişkilerini hem de Filistinlilere desteğini sürdürürken, bölgedeki demografik ve siyasi değişimlerin uzun vadeli sonuçlarını hesaba katmak zorunda.