İsrailli yetkililerin, Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye ve Türkiye üzerinden Körfez’i Avrupa’ya bağlayacak önerilen bir kara ticaret koridoruna karşı çıkması için Trump yönetimine lobi yaptığı bildiriliyor. Medyaya yansıyan haberlere göre, İsrail, bu projenin bölgesel ticaret dengelerini değiştirebileceği ve kendi ekonomik çıkarlarına tehdit oluşturabileceği gerekçesiyle Washington’da harekete geçti. Önerilen proje, Basra Körfezi’nden Avrupa’ya malların karayoluyla taşınmasını sağlayacak bir lojistik hat oluşturmayı hedefliyor. Bu hat, Suudi Arabistan’dan başlayıp Ürdün ve Suriye üzerinden Türkiye’ye ulaşarak Avrupa’ya açılıyor. Projenin hayata geçmesi halinde, Orta Doğu’daki ticaret rotalarında önemli bir değişim yaşanması bekleniyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail’in bu lobi faaliyeti, bölgedeki jeopolitik rekabetin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. İsrail, uzun süredir Asya ile Avrupa arasında bir enerji ve ticaret köprüsü olma hedefiyle bölgesel bağlantı projelerini desteklerken, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki yakınlaşma İsrail’de endişe yaratıyor. Özellikle İsrail-Ürdün ilişkilerinin normalleşmesi ve Körfez ülkeleriyle İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde artan ticaret, İsrail’e alternatif rotalar sunsa da, Türkiye-Suudi Arabistan koridoru İsrail’i devre dışı bırakıyor.
Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler, son yıllarda yeniden canlanma eğilimine girdi. İki ülke arasında ticari ve diplomatik temaslar artarken, bu kara ticaret koridoru fikri de bu yakınlaşmanın somut bir yansıması olarak görülüyor. Proje, sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi bir anlam taşıyor; zira Türkiye’yi Orta Doğu’da artan etkisiyle, Suudi Arabistan’ı ise Vizyon 2030 hedefleri doğrultusunda ekonomik çeşitlenme arayışıyla birleştiriyor.
İsrail’in Trump yönetimi üzerindeki etkisi, özellikle eski başkan ve halen Cumhuriyetçi Parti içinde etkili olan isimlerle kurduğu güçlü bağlara dayanıyor. İsrail, bu koridorun kendisini bölgesel ticaretin dışında bırakacağını ve kendi üzerinden geçen mevcut ticaret yollarını zayıflatacağını savunuyor. Ayrıca, projenin Suriye üzerinden geçmesi, İsrail’in güvenlik kaygılarını da artırıyor; zira bu bölgede İran destekli grupların varlığı, ticaret güvenliği açısından risk olarak görülüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu ticaret koridoru, sadece İsrail-Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerini değil, aynı zamanda ABD’nin bölgedeki stratejik çıkarlarını da etkileyebilir. Trump yönetimi, Orta Doğu’da Çin ve Rusya’nın artan etkisine karşı koymak için alternatif ticaret yollarını destekleme eğiliminde. Ancak İsrail’in lobisi, bu hedefle çelişebilir. Öte yandan, proje, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru gibi ABD destekli girişimlerle rekabet edebilir.
Küresel ölçekte, ticaret rotalarındaki bu değişim, enerji ve mal akışında yeni bağımlılıklar yaratabilir. Türkiye, enerji ve ticaret merkezi olma vizyonuyla projeyi desteklerken, Suudi Arabistan petrole bağımlı olmayan bir ekonomi hedefliyor. Bu koridor, Asya ve Avrupa arasında daha kısa ve güvenli bir kara yolu sunarak boğazlara olan bağımlılığı azaltabilir. Ancak Suriye’nin istikrarsızlığı ve bölgedeki güvenlik sorunları projenin önündeki en büyük engel olarak duruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türk dış politikasının aktif ve çok yönlü stratejisini yansıtıyor. Türkiye, hem Suudi Arabistan ile ilişkilerini geliştirerek bölgesel nüfuzunu artırmakta, hem de küresel ticaret yollarında kilit bir aktör olma hedefini sürdürmektedir. İsrail’in karşı lobisi, Türkiye’nin enerji ve ticaret merkezi olma vizyonuna yönelik potansiyel bir tehdit olarak okunabilir; ancak Türkiye, güçlü lojistik altyapısı ve jeopolitik konumuyla bu tür girişimlerde avantajlıdır. Projenin gerçekleşmesi, Türkiye’nin Orta Doğu’daki ticari bağlantılarını güçlendirerek ekonomisine katkı sağlayabilir. Aynı zamanda, ABD-İsrail ilişkilerindeki bu müdahale, Türkiye’nin bölgesel dinamiklerdeki rolünü daha da kritik hale getirebilir.