İsrail'in Suriye'deki askeri operasyonları ve stratejik hamleleri, yalnızca Türkiye ile değil, aynı zamanda bölgesel ve uluslararası toplumun genel mutabakatıyla da çelişiyor. Bu durum, Ortadoğu'daki güç dengelerini yeniden şekillendirirken, iki ülke arasındaki gerilimi de yeni bir boyuta taşıyor. Peki, bu gelişmelerin arka planında neler var ve Türkiye'yi nasıl etkiliyor?
Gelişmenin Arka Planı: İsrail'in Suriye'deki Varlığı
Suriye'de İç savaşın başladığı 2011 yılından bu yana İsrail, Suriye topraklarında kapsamlı bir askeri varlık gösteriyor. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), özellikle İran ve Hizbullah'ın Suriye'deki mevzilerine yönelik yüzlerce hava saldırısı düzenledi. Bu saldırılar, İsrail'in kuzey cephesindeki güvenlik kaygılarıyla açıklanıyor. Ancak son dönemde İsrail'in karadan da Suriye'ye sızmış olması, durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Özellikle Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgeye yerleşen İsrail askerleri, Suriye'nin güneyindeki bazı stratejik noktaları kontrol altına aldı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bu adımların geçici olduğunu savunsa da, İsrail'in bu bölgede kalıcı bir etki yaratmaya çalıştığı açıkça görülüyor.
İsrail'in bu politikası, yalnızca Türkiye ile değil, aynı zamanda Rusya, İran ve hatta ABD ile zaman zaman gerilim yaşamasına neden oluyor. Özellikle Rusya'nın Suriye'deki askeri varlığı, İsrail'in manevra alanını kısıtlıyor. Moskova, İsrail'in Suriye'deki operasyonlarına sıcak bakmıyor; ancak doğrudan bir çatışmadan da kaçınıyor. Bu denge, İsrail'in Suriye'deki serbestliğini sürdürmesine olanak tanıyor. Öte yandan, bölgesel aktörler ve uluslararası toplum, Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini vurguluyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararı, Suriye'de siyasi çözümü öngörüyor ve İsrail'in işgalci tavrını kınıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yeni İttifaklar ve Rekabet
İsrail'in Suriye'deki varlığı, Ortadoğu'da yeni bir güç mücadelesinin habercisi. Türkiye, Suriye'nin kuzeyinde askeri varlık gösterirken, güneyde İsrail'in etkinliğini artırması, Ankara'yı rahatsız ediyor. Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunuyor ve İsrail'in bu tutumunu işgal olarak nitelendiriyor. Bu durum, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da gerilmesine yol açıyor. Son yıllarda ekonomik ve diplomatik ilişkilerde iyileşme sinyalleri veren Türkiye ve İsrail, Suriye konusunda karşı karşıya geliyor.
Bölgesel düzeyde, İsrail'in Suriye'deki varlığı, İran ve Hizbullah'a karşı bir caydırıcılık olarak görülüyor. Ancak bu durum, İran'ın Suriye'deki nüfuzunu artırmak için çabalarını da hızlandırıyor. Tahran, Şam yönetimiyle yakın ilişkilerini sürdürürken, İsrail'in saldırılarına karşılık verme tehdidinde bulunuyor. Bu da bölgede yeni bir savaş riskini beraberinde getiriyor. Uluslararası toplum ise Suriye krizinin çözümü için siyasi sürece odaklanmak istiyor; ancak İsrail'in askeri varlığı, bu çabaları zora sokuyor.
ABD'nin tutumu da bu denklemde belirleyici. Washington, İsrail'in güvenliğine öncelik verirken, Suriye'deki PKK/YPG'ye desteği ile Türkiye'yi de karşısına alıyor. Bu karmaşık ilişkiler ağı, bölgesel düzenin yeniden şekillendiği bir dönemde, her aktörün çıkarlarını korumak için daha proaktif davranmasına neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Suriye'deki varlığı, Türkiye için doğrudan bir güvenlik tehdidi oluşturuyor. Ankara, Suriye'nin kuzeyinde PKK/YPG'ye karşı mücadele ederken, güneyde İsrail'in kontrolü ele geçirmesi, Türkiye'nin bölgedeki etkisini sınırlıyor. Ayrıca, İsrail'in su kaynaklarına yönelik faaliyetleri ve Golan'da kalıcı olma isteği, Türkiye'nin bölgesel dengeleri gözeten dış politikasını zora sokuyor. Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunarak, İsrail'in bu politikasına karşı diplomatik girişimlerde bulunuyor. Bununla birlikte, Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceği, Suriye'deki gelişmelere bağlı olacak. Bu gerilim, aynı zamanda Türkiye'nin Rusya ve İran ile olan işbirliğini de etkileyebilir. Türkiye, bölgesel istikrarın sağlanması için İsrail'in Suriye'den çekilmesini ve BM kararlarına uyulmasını bekliyor.