İsrail yönetimi, ABD Başkanı Donald Trump'ın İsviçre'de varılan yeni mutabakatlar kapsamında İran'ın Lübnan üzerindeki etkisini fiilen meşrulaştırdığı ve İsrail'in ülkedeki operasyonel özgürlüğünü aşındırdığı endişesini taşıyor. Axios'un haberine göre, Tel Aviv'deki diplomatik kaynaklar bu anlayışların Tahran'a Lübnan üzerinden daha rahat manevra alanı tanıyacağından korkuyor. Özellikle Hizbullah'ın siyasi ve askeri kanadı arasındaki dengeyi gözeten bu düzenlemelerin, İsrail'in kuzey sınırındaki güvenlik endişelerini artırabileceği belirtiliyor.
İsviçre görüşmeleri ve yeni anlayışlar
Geçtiğimiz haftalarda İsviçre'de bir araya gelen ABD ve İranlı yetkililer, Lübnan'daki nüfuz alanları konusunda bir dizi mutabakata vardı. İsmi açıklanmayan İsrailli bir üst düzey yetkili, 'Bu mutabakatlar İran'a Lübnan üzerinden Suriye'ye ve daha da ötesine uzanan bir koridor sağlıyor' dedi. Yetkili, Trump yönetiminin bu hamlesinin uzun vadede İsrail'in caydırıcılığını zayıflatacağını savundu. Öte yandan Washington, mutabakatların amacının Lübnan'daki siyasi istikrarı sağlamak ve Hizbullah'ın devlet yapısı içinde eritilmesini kolaylaştırmak olduğunu öne sürüyor. Ancak İsrail, bu yaklaşımın İran destekli milislerin meşruiyetini artırmaktan başka bir işe yaramayacağı görüşünde.
Beyrut'taki diplomatik kaynaklar ise İsrail'in endişelerini abartılı buluyor. Lübnan'ın uzun süredir İran'ın nüfuzu altında olduğunu hatırlatan gözlemciler, yeni anlayışların mevcut durumu değiştirmediğini savunuyor. Ancak Tel Aviv, özellikle güney Lübnan'da Hizbullah'ın füze cephaneliğini genişletmesinden ve İsrail hava sahasına tehdit oluşturmaya başlamasından endişeli.
Bölgesel denklemde yeni bir sayfa mı?
Söz konusu gelişme, ABD-İran ilişkilerinde Trump döneminde başlayan yumuşama sürecinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Başkan Trump, seçim kampanyasında İran'la kapsamlı bir anlaşma yapacağını vaat etmişti. İsviçre'deki görüşmeler, bu vaadin bir adımı olarak görülüyor. Fakat İsrail'in tepkisi, ABD'nin bölgesel müttefikleriyle arasında yeni bir gerilim kaynağı yaratabilir. Washington, İsrail'in güvenlik endişelerini anladığını ancak mevcut yaptırım ve baskı politikasının sonuç vermediğini, dolayısıyla yeni bir yol izlendiğini açıklıyor.
Öte yandan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölge ülkeleri, ABD-İran normaleşmesini temkinli karşılıyor. Özellikle Yemen ve Irak'ta İran'ın artan nüfuzu bu ülkeleri endişelendiriyor. Ancak Lübnan özelinde, İran'ın etkisinin resmen tanınması, bölgedeki mezhep dengelerini de etkileyebilir. Sünni Arap ülkeleri, Hizbullah'ın Lübnan siyasetindeki ağırlığının uluslararası kabul görmesinden rahatsız olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'da istikrar ve ulusal birliğin korunmasından yana bir politika izliyor. Ancak bu süreçte İran'ın nüfuzunun meşrulaştırılması, Ankara'nın bölgedeki etki alanına bir meydan okuma olarak görülebilir. Türkiye, Hizbullah'a karşı olmasa da, İran eksenli bir mezhepçiliğin Lübnan'ı daha da kutuplaştırmasından endişe ediyor. Ek olarak, İsrail'in endişeleri Türkiye'yi de ilgilendiriyor; çünkü bu gerginlik Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları ve enerji kaynakları üzerindeki tartışmaları alevlendirebilir. Türkiye'nin bu yeni dengede hem Lübnan'daki Sünni grupların hem de Filistin davasının çıkarlarını korumak için diplomatik girişimlerde bulunması bekleniyor. Ayrıca Ankara, Washington ve Tahran arasındaki yeni mutabakatların Suriye ve Irak'a olası yansımalarını da yakından izliyor.