İsrail Tabipler Birliği'nin (IMA) Gazze'deki soykırımı meşrulaştırmak için tıp etiğini çiğnediği iddiaları uluslararası camiada büyük yankı uyandırdı. Orta Doğu Gözlemevi tarafından yayımlanan bir analize göre, IMA, İsrail ordusunun Gazze'de sağlık çalışanlarına ve hastanelere yönelik saldırılarını savunarak tıbbı siyasallaştırdı. Örgüt, İsrail sağlık sisteminin savaş çabalarına entegre olmasını teşvik ederken, Filistinli sağlık çalışanlarının maruz kaldığı insanlık dışı koşulları görmezden geliyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail Tabipler Birliği, kurulduğu 1912 yılından bu yana tıp etiğini savunma iddiasıyla hareket eden bir sivil toplum kuruluşu olarak biliniyordu. Ancak 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşı, birliğin bu misyonunu ciddi şekilde sorgulanır hale getirdi. İsrail ordusu, Gazze'deki hastaneleri hedef alan saldırılar düzenlerken, IMA bu saldırıları meşrulaştıran açıklamalar yaptı. Örneğin, Gazze'deki Al-Şifa Hastanesi'nin Hamas tarafından kullanıldığı iddiasını sorgusuz sualsiz kabul ederek, hastanenin askeri hedef haline gelmesine zemin hazırladı. Ayrıca, birliğin başkanı Prof. Dr. Zeev Rotstein, İsrail sağlık sisteminin savaş çabalarına tam destek vermesi gerektiğini belirterek, sağlık çalışanlarının savaş suçlarına ortak olmasının önünü açtı.
Filistinli sağlık çalışanlarının durumu ise tam bir insanlık trajedisi. Gazze'deki sağlık altyapısının neredeyse tamamı yok edilmiş durumda; 36 hastaneden sadece 12'si kısmen çalışabiliyor. Sağlık çalışanları, gıda ve ilaç kıtlığı nedeniyle temel tıbbi müdahaleleri bile yapamaz hale gelirken, İsrail saldırılarında en az 500 sağlık çalışanı hayatını kaybetti. IMA, bu trajedi karşısında sessiz kalmakla kalmadı, İsrail ordusunun sağlık çalışanlarına yönelik saldırılarını da 'mecburi askeri gereklilik' olarak nitelendirdi.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu durum, uluslararası tıp etiği açısından ciddi bir kriz oluşturuyor. Dünya Tabipler Birliği (WMA) ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi gibi kuruluşlar, sağlık çalışanlarının tarafsızlığı ve hastanelerin dokunulmazlığı ilkesini savunuyor. Ancak IMA'nın açıkça bu ilkeleri ihlal etmesi, uluslararası toplumun harekete geçmesini gerektiriyor. Birçok tıp örgütü, IMA'nın WMA'dan ihraç edilmesi çağrısında bulunuyor. Öte yandan, İsrail hükümeti de bu tutumu destekleyerek, sağlık sistemini savaşın bir parçası haline getiriyor. İsrail Sağlık Bakanı Uriel Buso, yaptığı bir konuşmada, 'Sağlık sistemimiz ordumuzun bir uzantısıdır' diyerek bu durumu açıkça itiraf etti.
Bu gelişmenin küresel etkileri de büyük. Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü, Gazze'deki sağlık krizine dair raporlar yayımlarken, IMA'nın tavrı tıp etiğinin siyasallaşmasının tehlikeli bir örneği olarak kayda geçiyor. Uzmanlar, benzer durumların gelecekte diğer çatışma bölgelerinde de yaşanabileceği uyarısında bulunuyor. Bu nedenle, IMA'ya yönelik uluslararası yaptırımların, sadece bir ceza değil, aynı zamanda caydırıcı bir önlem olarak görülmesi gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasını destekleyen ve Gazze'deki insanlık dramına karşı duyarlı bir ülke olarak bu gelişmeyi yakından takip etmelidir. IMA'nın tıp etiğini ihlal eden tutumu, uluslararası hukuk açısından Türkiye'nin de dahil olduğu platformlarda kınanmalıdır. Türkiye, Dünya Tabipler Birliği gibi kuruluşlarda aktif rol oynayarak, İsrail'in bu tavrına karşı yaptırım çağrılarını destekleyebilir. Ayrıca, Gazze'deki sağlık krizinin çözümüne yönelik insani yardım çabalarını artırmalı ve uluslararası toplumu harekete geçirmek için diplomatik girişimlerde bulunmalıdır. Bu durum, Türkiye'nin bölgesel liderlik rolünü pekiştirmek için bir fırsattır.