ABD’nin eski yetkililerinden Tom Barrack, İsrail’in Suriye topraklarındaki bir askeri üsse yönelik düzenlediği hava saldırısı öncesinde Washington yönetimine önceden bilgi vermediğini ileri sürdü. Barrack’ın bu açıklaması, iki ülke arasında yeni bir gerilime yol açarken, İsrail hükümeti iddiaların asılsız olduğunu savunarak, güvenlik protokollerine tam uyum içinde hareket ettiklerini duyurdu. Saldırının, Suriye’nin batısındaki bir askeri noktayı hedef aldığı ve bölgede artan istikrarsızlığın bir parçası olarak değerlendirildiği bildiriliyor.
Gelişmenin arka planı
Tom Barrack, eski ABD Başkanı Donald Trump’ın yakın çevresinde yer alan bir iş insanı ve diplomat olarak biliniyor. Barrack’ın, Orta Doğu politikaları konusunda uzun süredir danışmanlık yaptığı ve özellikle İsrail ile ABD arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi çabalarında rol aldığı aktarılıyor. Ancak son açıklamaları, Tel Aviv’in Washington’a karşı şeffaflık ilkesini ihlal ettiği yönünde ciddi bir suçlama içeriyor.
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Suriye’deki saldırının, İran destekli milis güçlerine karşı yürütülen operasyonların bir parçası olduğunu ve bu tür eylemlerin önceden müttefiklere bildirilmesinin ulusal güvenlik açısından risk oluşturabileceğini savunuyor. İsrail hükümet sözcüsü ise Barrack’ın iddialarının “gerçeği yansıtmadığını” belirterek, ABD ile koordinasyonun her seviyede sürdüğünü ifade etti. Ancak bu yanıt, Washington’daki bazı çevrelerde tatmin edici bulunmadı ve iki ülke arasındaki güven ilişkisinin sorgulanmasına yol açtı.
Saldırının hedef aldığı askeri üssün, Suriye’nin Humus kenti yakınlarında bulunduğu ve bu tesisin İran devrim muhafızlarına ait olduğu öne sürülüyor. Bölgedeki gözlemciler, üssün son yıllarda birkaç kez benzer saldırılara maruz kaldığını ve bu nedenle İsrail’in stratejik hedeflerinden biri olduğunu dile getiriyor. Saldırıda can kaybı yaşanıp yaşanmadığı ise henüz netlik kazanmış değil.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu olay, Orta Doğu’daki kırılgan dengeleri yeniden gündeme taşıdı. ABD’nin uzun süredir İsrail’in özellikle İran’a karşı yürüttüğü operasyonlara dolaylı destek verdiği biliniyor. Ancak Washington’un, Suriye’de Esad rejimiyle doğrudan çatışmaya girmekten kaçınan bir politika izlediği görülüyor. Barrack’ın açıklamaları, ABD’nin bu süreçte devre dışı bırakıldığı izlenimini güçlendiriyor ve Kongre’de de tartışmalara neden oluyor.
Uzmanlara göre, İsrail’in müttefikine önceden bilgi vermemesi, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir kriz olarak yorumlanabilir. Özellikle ABD’nin, İran’ın nükleer programını sınırlandırma müzakerelerinde İsrail’in askeri hareketliliğini göz önünde bulundurması gerektiği gerçeği, bu tür gerilimlerin daha da büyümesine zemin hazırlıyor. Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı da hesaba katıldığında, herhangi bir yanlış adımın küresel bir krizi tetikleyebileceği endişesi dile getiriliyor.
Bölge ülkelerinin çoğu, İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarını kınarken, bu eylemlerin uluslararası hukuku ihlal ettiğini savunuyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin konuya ilişkin acil bir oturum talep ettiği bildirildi. Bu gelişme, Orta Doğu’nun zaten karmaşık olan jeopolitik haritasında yeni bir cephe açılmasına yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve bölgede istikrarın sağlanması konusunda hassas bir konuma sahiptir. İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırıları, Türkiye’nin sınır güvenliği ve bölgesel nüfuzunu doğrudan ilgilendirmektedir. Bu tür operasyonlar, Suriye’deki çatışmaların daha da derinleşmesine yol açarak, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu mülteci akını ve terör tehdidini artırabilir. Ankara’nın, bu gelişmeyi yakından takip ederek, hem Moskova’yla hem de Washington’la yürüttüğü diplomatik süreçlerde denge politikasını sürdürmesi bekleniyor. ABD ile İsrail arasındaki bu güven bunalımı, Türkiye’nin bölgesel aktörlerle müzakerelerde elini güçlendirebilir.