İsrail'de 1 Kasım 2022'de yapılan genel seçimler, ülkenin son dört yılda beşinci kez sandık başına gitmesiyle siyasi istikrarsızlığın derinleştiğini gösteriyor. Seçim sonuçlarının hükümet kurma sürecine ilişkin net bir yanıt vermesi beklenmiyor; sandık çıkış anketleri, eski Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki Likud partisi ile mevcut Başbakan Yair Lapid'in Yesh Atid partisi arasında kıyasıya bir yarışa işaret ediyor. Ülke, 2019'dan bu yana siyasi kilitlenme nedeniyle erken seçimlere gitmek zorunda kaldı ve bu seçim de muhtemelen uzun sürecek koalisyon müzakerelerine sahne olacak.
Seçimlerin Arka Planı: Siyasi Kilitlenme ve Değişen Dengeler
İsrail'de siyasi istikrarsızlık, 2019'da Netanyahu hakkında yolsuzluk suçlamalarıyla başlayan süreçle daha da karmaşık hale geldi. Netanyahu, 2009-2021 yılları arasında kesintisiz olarak başbakanlık yaptıktan sonra, farklı partilerden oluşan geniş bir koalisyonun kurulmasıyla iktidarı kaybetti. Ancak bu koalisyon, ideolojik farklılıklar nedeniyle uzun ömürlü olamadı ve Nisan 2022'de dağıldı. Bu seçim, İsrail siyasetindeki derin bölünmelerin bir yansıması olarak görülüyor: bir yanda Netanyahu'nun liderliğindeki sağ blok, diğer yanda ise Lapid'in merkez-sol ittifakı ve Arap partileri.
Seçim kampanyası, ekonomik sorunlar, güvenlik endişeleri ve İsrail'in Filistinlilerle ilişkileri gibi konular etrafında şekillendi. Ayrıca, eski Başbakan Netanyahu'nun yargı reformu vaadi ve aşırı sağ partilerle olası iş birliği, hem İsrail içinde hem de uluslararası alanda tartışma yarattı. Seçmen katılımının yüksek olması beklenirken, anketler her iki bloğun da hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşmakta zorlanacağını gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İsrail'in Dış Politikada Yön Arayışı
İsrail seçimleri, sadece ülke içi siyaseti değil, aynı zamanda Ortadoğu'nun geleceğini de yakından ilgilendiriyor. Netanyahu'nun iktidara dönmesi halinde, İbrahim Anlaşmaları çerçevesinde Arap ülkeleriyle normalleşme sürecinin hızlanması ve İran'a karşı daha sert bir tutum izlenmesi bekleniyor. Öte yandan Lapid'in liderliğindeki bir hükümet, mevcut dış politika çizgisini sürdürerek ABD ve Avrupa ile ilişkileri güçlendirmeye odaklanabilir. Ancak her iki senaryoda da Filistin sorunu ve iki devletli çözüm konusunda önemli belirsizlikler bulunuyor.
Seçim sonuçları, ABD'nin Ortadoğu politikasını da etkileyecek. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, İsrail ile Suudi Arabistan arasında normalleşme sürecini desteklerken, Filistinlilere yönelik adımların da atılmasını istiyor. Ayrıca, İsrail'in Rusya-Ukrayna savaşındaki tutumu ve Çin ile artan ekonomik ilişkileri, küresel dengeler açısından önem taşıyor. Seçim sonrası kurulacak hükümetin bu hassas dengeyi nasıl yöneteceği merak konusu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'deki seçim sonuçları, Türkiye-İsrail ilişkileri açısından kritik bir dönemeçte. Son yıllarda normalleşme sürecine giren ikili ilişkiler, özellikle enerji iş birliği ve turizm alanında canlanma göstermişti. Netanyahu'nun iktidara dönmesi, Filistin konusundaki hassasiyetleri nedeniyle Türkiye ile ilişkilerde yeni gerilimlere yol açabilir. Ancak Lapid'in merkezci bir koalisyon kurması, mevcut diyalog kanallarının korunmasını sağlayabilir. Türkiye, bölgesel istikrar ve Doğu Akdeniz'deki enerji denkleminde İsrail ile iş birliğini sürdürmek isteyecektir. Seçim sonrası hükümetin Filistin politikası ve bölgesel hamleleri, Ankara'nın stratejik hesaplarını doğrudan etkileyecek.