İsrail, Gazze'de yürüttüğü savaşta askeri alanda üstünlüğünü koruyor. Ancak bu askeri başarı, ülkeyi uluslararası arenada hesap verebilirlik baskısından kurtarmıyor. Savaşın gölgesinde büyüyen hukuki ve siyasi meşruiyet sorunu, İsrail'in kendi Avrupalı müttefikleri nezdinde dahi yalnızlaşmasına yol açıyor. Savaş artık üç cepheye ayrılmış durumda: Gazze'deki askeri cephe, uluslararası hukuk cephesi ve kamuoyu-sandık cephesi. İsrail ilkini kontrol ediyor, ancak diğer ikisinde kaybediyor.
Gazze'de Askeri Üstünlük, Diplomaside İzolasyon
İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nde Hamas'a karşı yürüttüğü operasyonlarda taktiksel kazanımlar elde etti. Üst düzey Hamas komutanlarının etkisiz hale getirilmesi, tünellerin imhası ve bölgenin kuzeyden güneye doğru kontrol altına alınması, Tel Aviv'in askeri hedeflerine ulaşma yolunda ilerlediğini gösteriyor. Ancak bu askeri başarı, savaşın insani boyutunu ve beraberinde getirdiği hukuki sorumlulukları ortadan kaldırmıyor.
Uluslararası Af Örgütü, Human Rights Watch ve Birleşmiş Milletler raporları, Gazze'deki sivil kayıpların boyutunu ve altyapı yıkımını belgelemeye devam ediyor. Bu raporlar, İsrail'in askeri kazanımlarının gölgesinde, ülkenin uluslararası hukuk nezdindeki konumunu giderek zayıfl atıyor. Güney Afrika'nın Uluslararası Adalet Divanı'nda açtığı soykırım davası ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin yürüttüğü soruşturma, İsrail'in yalnızca sahada değil, mahkemelerde de mücadele etmesi gereken cepheler olduğunu ortaya koyuyor.
İsrail yönetimi, bu hukuki süreçleri siyasi motivasyonlu girişimler olarak nitelendirse de, Avrupa başkentlerinden gelen açıklamalar farklı bir tabloya işaret ediyor. İspanya, İrlanda ve Belçika gibi ülkeler, İsrail'e yönelik eleştirilerini sertleştirirken; Almanya ve Fransa gibi geleneksel müttefikler dahi ateşkes çağrılarını yükseltiyor. Avrupa Birliği içinde İsrail'e yönelik yaptırım tartışmaları ilk kez bu kadar yüksek sesle dile getiriliyor.
Üç Cepheli Savaş: Askeri, Hukuki ve Siyasi
Savaşın birinci cephesi Gazze'deki askeri operasyonlar. İsrail, burada konvansiyonel askeri gücünü kullanarak Hamas'ın altyapısını hedef alıyor ve kısa vadede askeri hedeflerine ulaşma kapasitesine sahip görünüyor. Ancak ikinci cephe olan uluslararası hukuk alanında, İsrail'in kontrolü çok daha sınırlı. Uluslararası Adalet Divanı'ndaki davalar, Uluslararası Ceza Mahkemesi soruşturmaları ve BM organlarındaki oylamalar, İsrail'in aleyhine işleyen bir hukuki kuşatma oluşturuyor.
Üçüncü cephe ise kamuoyu ve sandık. ABD'de başkanlık seçimleri yaklaşırken, Demokrat Parti içindeki genç seçmen ve Müslüman-Arap kökenli seçmenlerin İsrail politikasına yönelik tepkisi, Başkan Joe Biden yönetimini zorluyor. Avrupa'da da benzer bir tablo var: Kamuoyu baskısı, hükümetlerin İsrail'e verdiği desteği sorgulamasına neden oluyor. İngiltere'de İşçi Partisi'nin İsrail politikası, partiyi içten bölmüş durumda. Fransa'da ise Filistin yanlısı gösteriler, sosyal ve siyasi gerilimi artırıyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, askeri başarı söylemini öne çıkararak iç kamuoyunda desteğini korumaya çalışsa da, savaş sonrası senaryolar ve hesap verebilirlik talepleri İsrail iç siyasetinde de yankı buluyor. Savaşın bitiminde Netanyahu'nun siyasi geleceği ve İsrail'in uluslararası itibarını nasıl onaracağı belirsizliğini koruyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İsrail'in askeri üstünlüğüne rağmen hukuki ve siyasi alanda kaybetmesi, Ortadoğu dengelerini de etkiliyor. Arap ülkeleri, İsrail ile normalleşme süreçlerini askıya alma veya yavaşlatma eğiliminde. Suudi Arabistan, İbrahim Anlaşmaları kapsamında İsrail ile ilişkileri normalleştirme konusunda artık daha temkinli. Mısır ve Ürdün gibi barış anlaşmalarına sahip ülkeler ise İsrail'e yönelik kamuoyu baskısını yönetmeye çalışıyor.
Küresel düzeyde ise İsrail'in yalnızlaşması, Batı bloku içinde bir çatlak yaratıyor. ABD, İsrail'e desteğini sürdürse de, Avrupa ile Washington arasında Filistin politikası konusunda görüş ayrılıkları derinleşiyor. Bu durum, Batı'nın Ortadoğu'da ortak bir pozisyon belirlemesini zorlaştırıyor ve bölgesel aktörlerin manevra alanını genişletiyor.
İsrail'in askeri başarısı, uluslararası meşruiyet kriziyle gölgeleniyor. Savaş meydanındaki kazanımlar, mahkeme salonlarında ve sandık başlarında kaybedilen destekle dengelenemiyor. Bu durum, İsrail'in uzun vadeli güvenlik ve diplomatik çıkarları açısından ciddi bir açmaz oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarına en sert tepki veren ülkelerden biri olarak, uluslararası hukuk ve kamuoyu cephelerinde İsrail'in yalnızlaşmasını kendi diplomatik pozisyonunu güçlendirmek için kullanıyor. Ankara, İsrail'e yönelik ticari kısıtlamalar ve uluslararası forumlardaki girişimlerle Filistin davasındaki liderliğini pekiştirmeye çalışıyor. Avrupa'da İsrail'e yönelik artan eleştiriler, Türkiye'nin AB ve bölge ülkeleriyle Filistin konusunda ortak zemin bulma imkânını artırıyor. Ancak Batı ile ilişkilerdeki mevcut gerilimler, Türkiye'nin bu süreçte ne kadar etkili olabileceğini sınırlıyor. Yine de İsrail'in hukuki ve siyasi alandaki kayıpları, Türkiye'nin Orta Doğu'daki diplomatik ağırlığını artırması için bir fırsat penceresi sunuyor.