İsrail, 2025 yılında savunma sanayii ihracatında tarihi bir rekora imza attı. Ülkenin savunma ihracatı 18 milyar dolara ulaşırken, bu satışların yüzde 29'unu roket ve hava savunma sistemleri oluşturdu. Özellikle Demir Kubbe, Davud'un Sapanı ve ok sistemleri gibi hava savunma platformlarına olan küresel talep, savaşların ve bölgesel gerilimlerin artmasıyla birlikte zirve yaptı. İsrail Savunma Bakanlığı'nın verilerine göre, 2024 yılına kıyasla ihracatta yüzde 15'lik bir artış yaşandı ve bu artışta hava savunma sistemlerinin payı belirleyici oldu.
Gelişmenin arka planı
İsrail'in savunma ihracatındaki bu patlama, küresel ölçekte hava savunma sistemlerine olan ihtiyacın arttığı bir döneme denk geliyor. Rusya-Ukrayna savaşı, Gazze'deki çatışmalar ve İran'ın füze programına yönelik endişeler, birçok ülkeyi hava savunma kapasitelerini güçlendirmeye itti. İsrail, özellikle Demir Kubbe gibi kısa menzilli roketlere karşı etkili sistemlerle tanınırken, David's Sling ve Arrow 3 gibi orta ve uzun menzilli sistemler de İran ve Suriye kaynaklı tehditlere karşı tercih ediliyor.
İsrail Savunma Bakanlığı SİHA ve Füze Savunma Müdürlüğü'nden üst düzey bir yetkili, "2025 yılı, İsrail hava savunma sistemlerinin küresel pazarda en çok talep gördüğü yıl oldu" dedi. Yetkili, özellikle Doğu Avrupa, Asya-Pasifik ve Körfez bölgesinden gelen siparişlerin arttığını belirtti. İsrail'in ihracatındaki bu büyüme, savunma sanayiinde teknolojik üstünlüğünü koruma stratejisinin bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
Roket ve hava savunma sistemleri satışları, toplam savunma ihracatının en büyük kalemini oluştururken, onu insansız hava araçları (İHA) ve istihbarat sistemleri takip etti. İsrail, İHA ihracatında da dünya liderleri arasında yer alıyor. Ancak hava savunma sistemlerindeki bu yoğunlaşma, ülkenin tehdit algılarına ve küresel talebin yönüne uyum sağlama yeteneğini gösteriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail'in hava savunma ihracatındaki artış, yalnızca ticari bir başarı değil, aynı zamanda jeopolitik bir dönüşümün de göstergesi. Orta Doğu'da İran'ın balistik füze tehdidi, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeleri hava savunma yatırımlarına yöneltti. İsrail, Abraham Anlaşmaları çerçevesinde normalleşme sürecine girdiği bu ülkelerle savunma iş birliğini derinleştiriyor. Öte yandan, Ukrayna'ya hava savunma desteği sağlama konusu, İsrail'in Rusya ile dengeli ilişkileri nedeniyle hassas bir denge oluşturuyor.
Küresel boyutta, hava savunma sistemleri pazarının önümüzdeki on yılda yıllık ortalama yüzde 8 büyümesi bekleniyor. NATO ülkeleri, Doğu Avrupa'da Rus tehdidine karşı hava savunma kapasitelerini artırırken, Asya-Pasifik'te Çin'in askeri yayılımı, Güney Kore, Japonya ve Avustralya gibi ülkeleri benzer yatırımlara itiyor. İsrail, bu pazarda ABD ve Rusya'nın ardından en önemli oyunculardan biri haline geldi. Özellikle Arrow 3 sistemi, Almanya tarafından satın alınan ilk büyük ölçekli dış hava savunma sistemi olarak dikkat çekiyor.
Uzmanlar, İsrail'in hava savunma ihracatındaki başarısının, ülkenin teknoloji odaklı savunma sanayii modelinin bir sonucu olduğunu vurguluyor. Ancak bu başarı, aynı zamanda bölgesel silahlanma yarışını tetikleme riski taşıyor. İran ve Hizbullah gibi aktörlerin de benzer sistemler edinme çabası, Orta Doğu'da daha karmaşık bir füze savunma ortamı yaratabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, kendi hava savunma sistemlerini geliştirme (SİPER, HİSAR) ve ihraç etme çabasında olan bir ülke olarak İsrail'in bu başarısını yakından izlemelidir. İsrail'in küresel hava savunma pazarındaki hakimiyeti, Türkiye'nin benzer sistemlerini ihraç etme potansiyelini sınırlayabilir. Ancak Türkiye, İsrail'le rekabet edebilecek düzeyde yerli ve milli sistemler geliştirme kapasitesine sahiptir. Ayrıca, bölgesel istikrarsızlıkların hava savunma talebini artırması, Türkiye'nin savunma sanayiine yönelik yatırımlarını hızlandırmasını gerektirmektedir. Bu gelişme, Türkiye'nin savunma ihracatında hava savunma sistemleri segmentine daha fazla odaklanması için bir teşvik olarak görülebilir.