Batı Şeria'da, işgalci İsrail yerleşimcilerinin saldırıları nedeniyle günlerce evlerinde mahsur kalan Filistinli aileler, İsrail ordusunun olay yerine gelip sadece göz yumması ve ardından ayrılmasıyla büyük bir güvenlik açmazıyla karşı karşıya kaldı. Görgü tanıklarının ifadesine göre, İsrail askerleri yerleşimcileri dağıtmak için yalnızca göz yaşartıcı gaz kullandı; askerler ayrıldıktan kısa bir süre sonra ise yerleşimciler saldırılarına kaldığı yerden devam etti. Olay, uluslararası toplumun defalarca kınadığı ancak bir türlü önüne geçilemeyen yerleşimci şiddetinin geldiği boyutu gözler önüne seriyor.
Gelişmenin Arka Planı: Yerleşimci Şiddeti ve Ordunun Rolü
İşgal altındaki Batı Şeria'nın kuzeyindeki küçük bir Filistin köyünde yaşanan bu son olay, bölgedeki yerleşimci şiddetinin sistematik bir boyut kazandığını gösteriyor. Filistinli yetkililere göre, İsrail yerleşimcileri, uluslararası hukuka göre yasa dışı olan yerleşim yerlerinin genişletilmesi amacıyla Filistinlileri göçe zorlamak için sık sık saldırılar düzenliyor. Bu saldırılar; zeytin ağaçlarının sökülmesi, hayvanların telef edilmesi, ev ve iş yerlerinin kundaklanması gibi yöntemlerle gerçekleşiyor.
İsrail ordusunun bu saldırılara karşı tutumu ise uzun süredir tartışma konusu. Ordu, çoğu zaman saldırılara müdahale etmekte geç kalıyor veya etkisiz müdahalelerde bulunuyor. Bu kez de ordunun olay yerine gelmesi, göz yaşartıcı gaz kullanması ve ardından bölgeden ayrılması, Filistinlilerin gözünde güvenlik güçlerinin yerleşimcilerin yanında yer aldığı algısını güçlendirdi. Filistinli yetkililer, ordunun bu tutumunun yerleşimci şiddetini adeta teşvik ettiğini ve uluslararası toplumun bu duruma seyirci kalmasının kabul edilemez olduğunu vurguluyor.
BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi'nin (OCHA) verilerine göre, 2023 yılında Batı Şeria'da yerleşimcilerin düzenlediği saldırılarda en az 100 Filistinli hayatını kaybetti. Bu saldırılar, uluslararası hukukta savaş suçu olarak değerlendirilmesine rağmen, İsrail hükümeti tarafından etkin bir şekilde soruşturulmuyor. Yerleşimci grupların hükümet üzerindeki etkisi, bu tür olayların cezasız kalmasına zemin hazırlıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Uluslararası Hukuk ve İki Devletli Çözüm
Bu olay, yalnızca yerel bir güvenlik sorunu olmanın ötesinde, İsrail-Filistin çatışmasının çözümüne yönelik uluslararası çabaların da sorgulanmasına yol açıyor. İki devletli çözüm vizyonu, yerleşimci şiddetinin artmasıyla birlikte her geçen gün daha da zayıflıyor. Filistin topraklarının sürekli olarak yerleşim yerleriyle parçalanması, bağımsız ve sürdürülebilir bir Filistin devletinin kurulmasını fiilen imkânsız hale getiriyor.
BM Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetlerini uluslararası hukukun açık ihlali olarak kabul ediyor ve bu faaliyetlerin derhal durdurulmasını talep ediyor. Ancak bu kararın uygulanması konusunda somut bir ilerleme kaydedilmedi. ABD başta olmak üzere bazı ülkeler İsrail'e verdikleri destek nedeniyle yerleşim politikalarını dolaylı olarak teşvik ediyor. Bu durum, uluslararası toplumun Filistinlilere yönelik güvenini ve barış sürecine olan inancını derinden sarsıyor.
İnsan hakları örgütleri, yerleşimci şiddetinin yanı sıra İsrail ordusunun da Filistinlilere yönelik sistematik ayrımcılık uyguladığını belgeliyor. Bu hafta yaşanan olay, ordunun yerleşimcilerle işbirliği içinde hareket ettiği yönündeki iddiaları güçlendirirken, bölgedeki adalet ve güvenlik anlayışının ne kadar çarpık olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, kuruluşundan bu yana Filistin davasına verdiği güçlü desteği sürdürüyor. Bu olay, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler nezdinde yaptığı ve İsrail'in yerleşim politikalarını kınayan açıklamalarını haklı çıkarıyor. Türkiye, uluslararası toplumu İsrail üzerinde daha etkili bir baskı kurmaya çağırırken, Filistinlilerin maruz kaldığı bu tür insan hakları ihlallerinin sona erdirilmesi için diplomatik girişimlerini artırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Filistin ile olan tarihi ve kültürel bağları göz önüne alındığında, bu gelişme Türk kamuoyunda da geniş yankı uyandıracak ve hükümetin bölgeye yönelik politikalarını şekillendirebilecektir. Türkiye'nin, Filistin'in haklarını savunan ve bölgesel istikrarı hedefleyen dış politikası açısından bu olay, İsrail ile ilişkilerde yeni bir gerilim kaynağı olma potansiyeli taşıyor.