İsrail ordusu, işgal altındaki Batı Şeria'nın Ramallah kentine bağlı Qalandia mülteci kampına yönelik saldırılarını ikinci gününde de sürdürdü. Filistinli yetkililer, saldırılarda 3 Filistinlinin ağır yaralandığını, 60 kişinin ise göz yaşartıcı gazdan etkilendiğini açıkladı. Saldırılar, bölgede tansiyonun yeniden yükselmesine yol açarken, uluslararası toplumdan İsrail'e yönelik tepkiler artıyor.
Gelişmelerin arka planı
Qalandia mülteci kampı, İsrail'in 1967'de işgal ettiği Batı Şeria'da, Kudüs'ün hemen kuzeyinde yer alıyor. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) verilerine göre, kamp yaklaşık 13 bin kayıtlı mülteciye ev sahipliği yapıyor. Ancak gerçek nüfusun 20 bini aştığı tahmin ediliyor. Son iki gündür devam eden İsrail askeri operasyonları, kamp sakinlerinin günlük yaşamını felç etti. Görgü tanıkları, İsrail askerlerinin kampın ana girişlerini kapatarak arama tarama faaliyetleri yürüttüğünü, zaman zaman da ateş açtığını bildirdi. Filistin Kızılayı ekipleri, yaralılara müdahale etmekte güçlük çektiklerini, çünkü sağlık ekiplerinin bölgeye erişiminin kısıtlandığını aktardı. İsrail ordusu ise operasyonun “terörle mücadele” amacı taşıdığını ve kamp içinde silahlı Filistinli grupların bulunduğuna dair istihbarat aldıklarını öne sürdü. Ancak Filistinli yetkililer, bu operasyonların toplu cezalandırma anlamına geldiğini ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunuyor. İsrail güçlerinin son haftalarda Batı Şeria'nın çeşitli kentlerinde düzenlediği baskınlarda en az 10 Filistinli yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi gözaltına alındı. Bu durum, İsrail-Filistin çatışmasının Batı Şeria'da yeniden alevlendiğini gösteriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Qalandia'daki saldırılar yalnızca bir yerel çatışma olmanın ötesinde, bölgesel ve küresel dengeleri etkileyen bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor. Batı Şeria'daki İsrail işgali, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1967 tarihli 242 sayılı kararı başta olmak üzere birçok uluslararası karara aykırı olarak devam ediyor. Uluslararası toplumun büyük bölümü, İsrail yerleşimleri ve askeri operasyonlarını kınarken, ABD yönetiminin İsrail'e verdiği güçlü destek, bu konuda etkili bir karar alınmasını engelliyor. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere birçok kuruluş, Qalandia'ya yönelik saldırıları kınadı. Özellikle komşu Ürdün ve Mısır, İsrail ile barış anlaşmaları yapmış ülkeler olarak bölgede tansiyonun artmasından endişe duyuyor. Maalesef uluslararası mekanizmaların Filistin halkını koruma konusunda etkisiz kaldığı, İsrail'in operasyonlarını sürdürmesinden anlaşılıyor. Bu durum, Filistin toplumunda artan öfke ve hayal kırıklığına yol açıyor; bazı kesimler, silahlı direnişin yeniden güç kazanabileceği uyarısında bulunuyor. Bölgede yaşanan bu gelişmeler, İsrail-Filistin meselesinin çözümsüzlüğünün sürdüğü sürece Orta Doğu'da kalıcı bir istikrarın sağlanamayacağını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Qalandia mülteci kampına yönelik saldırıları, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu Filistin davasına verdiği desteğin sınandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Türkiye, Filistin devletinin kurulmasını ve Kudüs'ün Filistin'in başkenti olmasını savunan açık bir politika izliyor. Bu saldırılar, Türk hükümetinin İsrail'e yönelik diplomatik tepkilerini güçlendirebilir ve bölgedeki aktif diplomasi hamlelerini hızlandırabilir. Türkiye'nin, Filistinlilere insani yardım sağlama ve uluslararası platformlarda Filistin'in haklarını savunma konusunda önümüzdeki günlerde daha görünür adımlar atması beklenebilir. Ayrıca, bu tür çatışmaların Orta Doğu'da yayılma riski, Türkiye'nin güvenliğini doğrudan etkileyebilecek potansiyel bir istikrarsızlık kaynağıdır. Dolayısıyla Türkiye, hem insani hem de stratejik nedenlerle bu gelişmeyi yakından izlemek ve diplomatik girişimlerini artırmak durumundadır.