İsrail güçleri, Lübnan'ın güneyindeki bazı bölgelere düzenlediği saldırılarda fosfor mühimmatı kullandığı bildirildi. Orta Doğu Gözlemevi'nin (Middle East Eye) aktardığına göre, sivil yerleşim yerlerini hedef alan bu saldırılar, uluslararası hukuk açısından ciddi tartışmaları da beraberinde getirdi. Görgü tanıkları ve yerel kaynaklar, saldırıların özellikle sınır hattındaki köylerde yoğunlaştığını ve fosfor bombalarının etkisiyle çıkan yangınların geniş alanlara yayıldığını ifade etti.
Gelişmenin Arka Planı
Lübnan'ın güneyinde son haftalarda artan gerginlik, İsrail ordusu ile Hizbullah arasındaki çatışmaların yeniden alevlenmesine neden oldu. 8 Ekim 2023 tarihinden bu yana sınır hattında yaşanan çatışmalar, iki ülke arasındaki gerilimi tırmandırdı. Son olarak, İsrail savaş uçaklarının ve topçu birliklerinin, sınırın Lübnan tarafındaki birçok noktaya eş zamanlı saldırı düzenlediği belirtildi. Saldırılarda kullanılan fosfor bombalarının, beyaz fosfor içeren ve hem yanıcı hem de yakıcı etkisi bulunan silahlar olduğu biliniyor.
Beyaz fosfor, uluslararası insancıl hukuk kapsamında, sivil yerleşim yerlerine karşı kullanılması yasak olan bir mühimmat türü olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, bu silahın kullanılması halinde, ciddi yanıklara ve solunum yolu hasarlarına yol açabileceğine dikkat çekiyor. Görgü tanıklarının ifadelerine göre, saldırı sonrasında bölgede yoğun duman bulutları yükselirken, çok sayıda ev ve tarım arazisi kullanılamaz hale geldi. Şu ana kadar can kaybı olup olmadığına dair net bir bilgi bulunmuyor, ancak yaralıların olduğu ve hastanelere kaldırıldığı bildirildi.
Orta Doğu Gözlemevi'nin haberinde, saldırıların "ayrım gözetmeksizin" gerçekleştirildiği vurgulanıyor. Haberde, İsrail ordusunun hedef aldığı bölgelerin büyük ölçüde sivil yerleşim alanları olduğu ve bu saldırıların savaş suçu niteliği taşıyabileceği ifade ediliyor. İsrail tarafından ise henüz resmi bir açıklama yapılmadı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu saldırılar, Orta Doğu'daki zaten kırılgan olan dengeleri daha da hassaslaştırıyor. Lübnan Hükümeti, uluslararası topluma çağrıda bulunarak İsrail'i durdurmasını istedi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin acil toplanması talebi gündeme gelirken, bölgedeki diplomatik çabaların yoğunlaştığı belirtiliyor. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa'nın taraflar arasında arabuluculuk girişimleri sürüyor.
Fosfor bombalarının kullanılması, uluslararası kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. İnsan hakları örgütleri, bu tür silahların sivil halka karşı kullanılmasını kınayarak, bunun savaş suçu teşkil ettiğini açıkladı. İsrail'in bu hamlesi, Batılı ülkeler tarafından da eleştirilere neden olurken, bölgede tırmanan çatışmaların daha geniş bir savaşa dönüşme riski bulunduğu ifade ediliyor.
Uzmanlar, İsrail'in bu saldırılarla Hizbullah'ın sınır ötesi füze tehditlerine karşı koymayı amaçladığını, ancak sivillerin zarar görmesinin, uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurguluyor. Bölgedeki gerginlik, Lübnan ekonomisini de derinden etkilemeye devam ediyor. Ülke, tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden birini yaşarken, sınır hattındaki köylerden iç bölgelere doğru bir göç dalgası başladığı haberleri geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'daki istikrarın korunmasına büyük önem atfediyor. Bu saldırılar, bölgede yeni bir güvenlik krizi yaratma potansiyeli taşıyor. Türkiye'nin Akdeniz'deki enerji güvenliği ve deniz yetki alanları üzerindeki hakları bağlamında, Doğu Akdeniz'deki dengeler de etkilenebilir. Ayrıca, Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı milyonlarca Suriyeli mülteciye ek olarak, olası bir Lübnanlı mülteci akını, Türkiye'nin göç yükünü artırabilir. Ankara'nın, bölgede tansiyonun düşürülmesi için diplomatik girişimlerde bulunması ve uluslararası toplumu bu tür saldırılara karşı harekete geçirmesi beklenir. Türkiye'nin, bölgesel istikrarı koruma politikası çerçevesinde, bu tür gelişmeleri yakından takip etmeye devam edeceği değerlendiriliyor.