Katar merkezli haber kanalı QNN'nin aktardığına göre, İsrail ordusu işgal altındaki Batı Şeria'nın güneyindeki Hebron kentinde Filistinli sakinleri yaya olarak evlerini tahliye etmeye zorluyor. Olay, bölgede artan gerilim ve Filistinlilere yönelik baskıların son halkası olarak görülüyor. İsrail güçlerinin, Hebron'un belirli mahallelerinde yaşayan ailelere evlerini terk etmeleri için baskı yaptığı ve insanların yürüyerek bölgeden çıkarıldığı belirtiliyor. Olayın ne zaman başladığına dair net bir bilgi bulunmazken, görgü tanıkları ordunun bölgede geniş çaplı bir operasyon yürüttüğünü ifade ediyor.
Hebron'da yıllardır süren baskı ortamı
Hebron, Batı Şeria'da Filistinliler ile İsrailli yerleşimciler arasındaki gerilimin en yoğun yaşandığı kentlerden biri. Kent merkezinde yaklaşık 700 ila 1.000 arasında İsrailli yerleşimci yaşıyor ve bu yerleşimciler, kentin Filistinli nüfusunun büyük bölümünü oluşturan 200 binden fazla kişiyle iç içe. İsrail ordusu, yerleşimcileri korumak gerekçesiyle kentte sık sık sokağa çıkma yasakları ilan ediyor, Filistinlilerin hareket alanını kısıtlıyor ve evlerine baskın düzenliyor. Bu tür uygulamalar, uluslararası hukuk kuruluşları tarafından kolektif cezalandırma olarak nitelendiriliyor ve Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırı bulunuyor.
Son yıllarda Hebron'da Filistinlilere yönelik tahliye ve yerinden etme vakalarında artış gözlemleniyor. İsrail makamları, güvenlik gerekçeleriyle bazı binaları boşalttırıyor ve yıkım kararları alıyor. Ancak Filistinli sakinler ve insan hakları örgütleri, bu uygulamaların asıl amacının Filistinlileri kentten uzaklaştırarak yerleşimci varlığını güçlendirmek olduğunu savunuyor. QNN'nin haberi de bu bağlamda, İsrail'in Hebron'daki demografik yapıyı değiştirmeye yönelik adımlarının bir parçası olarak yorumlanabilir.
Olayın uluslararası kamuoyuna yansıması sınırlı kaldı; zira İsrail-Filistin çatışmasında son aylarda yaşanan diğer gelişmeler (Gazze'deki operasyonlar, Batı Şeria'daki artan şiddet olayları) gündemin öncelikli maddeleri arasında. Yine de Hebron'daki bu tahliye, bölgede Filistinlilere yönelik sistematik baskının somut bir örneği olarak kayıtlara geçti.
Uluslararası hukuk ve insan hakları boyutu
İsrail'in Batı Şeria'daki uygulamaları, uluslararası hukuk açısından tartışmalı. Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri, İsrail'in işgal altındaki topraklarda yerleşim faaliyetlerini ve Filistinlilere yönelik zorla yerinden etme politikalarını defalarca kınadı. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 49. maddesi, işgalci gücün işgal ettiği bölgeden sivil halkı zorla nakletmesini yasaklıyor. Ancak İsrail, bu hükümleri kendi güvenlik doktrini çerçevesinde farklı yorumluyor ve uygulamalarını meşru müdafaa kapsamında değerlendiriyor.
Hebron'daki son tahliye haberinin ardından Filistin yönetiminden henüz resmi bir açıklama gelmedi. Ancak Filistin Dışişleri Bakanlığı daha önce benzer olaylarda İsrail'i savaş suçu işlemekle suçlamıştı. Uluslararası Ceza Mahkemesi savcılığı, Batı Şeria ve Gazze'de işlenen olası savaş suçlarına ilişkin soruşturmalarını sürdürüyor. Bu tür olaylar, soruşturmalara delil teşkil edebilecek nitelikte.
Bölgedeki insani durum da endişe verici. Hebron'da yaşayan Filistinliler, günlük yaşamlarında askeri kontrol noktaları, seyahat kısıtlamaları ve yerleşimci şiddetiyle karşı karşıya. Özellikle kent merkezindeki H2 bölgesi olarak adlandırılan alanda yaşayan Filistinliler için hayat son derece zor. Bu bölgede İsrail ordusu doğrudan kontrol sağlıyor ve Filistinlilerin evlerinden çıkarılması sık sık yaşanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bilinen bir ülke olarak İsrail'in Hebron'daki uygulamalarını yakından takip ediyor. Son dönemde Türkiye-İsrail ilişkilerinde yaşanan normalleşme sürecine rağmen Ankara, Filistinlilere yönelik insan hakları ihlallerini gündeme getirmeye devam ediyor. Bu olay, Türkiye'nin uluslararası platformlarda İsrail'e yönelik eleştirilerini haklı çıkaracak somut bir örnek olarak kullanılabilir. Ayrıca bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye'nin Orta Doğu politikalarını ve enerji güvenliği hesaplarını dolaylı yönden etkiliyor. Ancak doğrudan bir yaptırım veya diplomatik kriz beklentisi düşük; zira Türkiye, İsrail ile diyalog kanallarını açık tutmayı tercih ediyor.