İsrail ordusu, işgal altındaki Batı Şeria'nın güneyinde yer alan Hebron kentindeki kuşatmasını cumartesi günü ikinci gününe taşıdı. Filistin basınına göre, İsrail askerleri Hebron'un merkezindeki el-Cilde ve Deyr Bahha bölgelerine baskın düzenledi ve onlarca Filistinliyi evlerinden zorla çıkardı. Anadolu Ajansı'nın aktardığı habere göre, kuşatma sırasında en az 19 Filistinli gözaltına alındı. Olay, bölgede tansiyonun yeniden yükselmesine neden olurken, Filistinli ailelerin yaşadığı yerinden edilme ve keyfi gözaltılar uluslararası hukuk açısından tartışma konusu.
Hebron'da kuşatmanın arka planı
Hebron, Batı Şeria'nın en büyük ve en kalabalık kentlerinden biri olup, yüz binlerce Filistinliye ev sahipliği yapıyor. Kent, aynı zamanda Yahudi yerleşimcilerin yoğun olarak bulunduğu ve sık sık çatışmalara sahne olan bir merkez. İsrail ordusunun son iki gündür sürdürdüğü kuşatma, bölgede yaşayan Filistinlilerin günlük yaşamını felç etmiş durumda. Görgü tanıklarına göre, askerler ana yolları kapatmış, evlere baskınlar düzenleyerek arama yapıyor ve kimlik kontrolleri gerçekleştiriyor. Filistin Kızılayı, kuşatma altındaki bölgelere sağlık ekiplerinin erişiminde zorluk yaşandığını bildirdi.
İsrail ordusu, operasyonun gerekçesi olarak "güvenlik güçlerine yönelik tehditleri bertaraf etme" iddiasını öne sürüyor. Ancak Filistinli yetkililer, son dönemde artan yerleşimci saldırılarına karşı koruma sağlanmadığını ve ordunun doğrudan sivilleri hedef aldığını belirtiyor. Hebron'daki son kuşatma, Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri tarafından endişeyle karşılandı. Uluslararası Af Örgütü, geçmişte benzer uygulamaların toplu cezalandırma anlamına geldiğini ve Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırı olduğunu vurgulamıştı.
Batı Şeria'da bu yıl içinde İsrail güçlerinin düzenlediği operasyonlarda yüzlerce Filistinli gözaltına alındı. Filistinli tutukluların sayısı halihazırda binlerle ifade ediliyor. Hebron'daki son gelişme, Ramazan ayı öncesinde bölgede gerginliğin daha da artabileceği yönündeki endişeleri güçlendiriyor. Filistin yönetimi, uluslararası toplumu İsrail'in uygulamalarına karşı somut adım atmaya çağırdı, ancak şu ana kadar etkili bir yaptırım veya açıklama gelmiş değil.
Bölgesel ve küresel boyut
Hebron'daki kuşatma, İsrail-Filistin çatışmasının daha geniş bağlamında değerlendirildiğinde, son aylarda artan şiddet dalgasının bir parçası olarak görülüyor. Batı Şeria'da yerleşimci şiddeti ve askeri operasyonlar, 2023'ten bu yana en yüksek seviyelerde seyrediyor. Bu durum, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas yönetiminin meşruiyetini zayıflatırken, Hamas ve diğer grupların bölgedeki etkisini artırmasına zemin hazırlıyor.
Uluslararası alanda ise ABD yönetimi, İsrail'e yönelik eleştirilerini son dönemde artırmış olsa da, askeri yardım ve diplomatik destek devam ediyor. Avrupa Birliği, yerleşim birimlerinin genişletilmesini kınasa da, üye ülkeler arasında ortak bir yaptırım mekanizması bulunmuyor. Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı, İsrail'in Hebron'daki uygulamalarını kınayan açıklamalar yaptı, fakat somut bir eylem planı açıklamadı. BM Güvenlik Konseyi'nde ise ABD'nin veto yetkisi, İsrail karşıtı karar tasarılarının geçmesini engelliyor.
Bölgesel aktörlerden Ürdün, Hebron'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Ürdün, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki kutsal mekanların koruyucusu sıfatıyla, İsrail'in tek taraflı uygulamalarına karşı diplomatik girişimlerde bulunabilir. Mısır ise Gazze'deki ateşkes müzakerelerinde arabuluculuk rolünü sürdürürken, Batı Şeria'daki tırmanmayı da gündemine alabilir. Ancak Arap dünyasının genelinde Filistin meselesine yönelik ilginin azaldığı ve normalleşme süreçlerinin öncelik kazandığı bir dönemde, Hebron'daki kuşatmanın geniş yankı uyandırması zor görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin meselesine geleneksel olarak güçlü destek veren ülkeler arasında yer alıyor. Hebron'daki kuşatma ve gözaltılar, Ankara'nın İsrail'e yönelik eleştirel tutumunu yeniden gündeme getirebilir. Son dönemde Türkiye-İsrail ilişkilerinde yaşanan normalleşme çabalarına rağmen, Filistinli sivillere yönelik askeri operasyonlar kamuoyunda tepkiyle karşılanıyor. Türkiye, BM ve İİT platformlarında konuyu dile getirerek diplomatik baskı oluşturmaya çalışabilir. Ayrıca, bölgede artan istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenlik ve enerji politikalarını da etkileyebilir; zira Doğu Akdeniz'deki dengeler ve Suriye sınırındaki gelişmeler, Filistin meselesiyle dolaylı olarak bağlantılı. Ancak Türkiye'nin doğrudan müdahale imkanı sınırlı olup, daha çok diplomatik ve insani yardım kanallarını kullanması bekleniyor.