İsrail'de muhalefet partileri, son yıllarda Filistinli Arap partilerini hükümet koalisyonlarına dahil etme politikasını terk ediyor. Bu değişim, ülke içindeki siyasi dengelerin yanı sıra Filistin meselesine yaklaşımı da kökten etkileyebilir. İsrail siyasetinde son on yılda yaşanan kırılmalar, Arap partilerinin koalisyon ortağı olarak görülme ihtimalini neredeyse ortadan kaldırdı. Peki bu dönüşümün arkasında hangi dinamikler var?
Koalisyon siyasetinde dönüm noktası
İsrail'de 2021'de kurulan ve bir Arap partisi olan Birleşik Arap Listesi'nin (Ra'am) dışarıdan desteklediği koalisyon hükümeti, ülke tarihinde bir ilki temsil ediyordu. Naftali Bennett ve Yair Lapid öncülüğündeki bu hükümet, Arap partilerini doğrudan koalisyon ortağı yapmasa da Ra'am'ın desteğini alarak iktidara gelmişti. Ancak bu ittifak, özellikle muhafazakar ve sağcı çevrelerde büyük tepki çekmiş, hükümetin ömrü kısa sürmüştü. 2022 seçimlerinde Benjamin Netanyahu liderliğindeki sağ blok, Arap partilerini dışlayan bir koalisyon kurarak iktidara döndü. Bu süreçte muhalefet partileri de Arap partileriyle iş birliğinin seçmen nezdinde oy kaybettirdiğini görerek mesafelerini artırdı.
Muhalefetin bu tutum değişikliğinde, iç siyasi rekabetin yanı sıra güvenlik kaygıları da belirleyici oldu. Özellikle Gazze savaşının ardından, Filistinli partilere yakın durmak, muhalefet için "ihanet" olarak algılanmaya başlandı. İsrail kamuoyunda giderek artan milliyetçi dalga, Arap partilerinin meşruiyetini sorguluyor. Bu durum, muhalefetin Filistinli partilerle kurduğu ilişkiyi yeniden gözden geçirmesine neden oldu.
Tel Aviv Üniversitesi'nden siyaset bilimci Yossi Shain, bu dönüşümü şöyle yorumluyor: "Muhalefet, seçim kazanmak için Arap partileriyle iş birliğini bir yük olarak görüyor. Artık hiçbir ana akım parti, seçmen nezdinde meşruiyetini zedeleyecek bir adım atmak istemiyor." Bu yaklaşım, İsrail siyasetinde Arap partilerinin dışlanmasını kalıcı hale getirebilir.
Bölgesel yansımalar ve barış süreci
Muhalefetin Filistinli partilere mesafeli durması, yalnızca İsrail iç siyasetini değil, bölgesel denklemleri de etkiliyor. İsrail-Filistin çatışmasında iki devletli çözümün giderek zayıfladığı bir ortamda, Arap partilerinin hükümet dışında kalması, barış görüşmelerinin önünü daha da tıkıyor. Filistinli yetkililer, İsrail muhalefetinin bu tutumunu "ırkçı ve ayrımcı" olarak nitelendiriyor.
Öte yandan, İsrail'deki Arap vatandaşlar (İsrail Filistinlileri) toplumun yaklaşık yüzde 21'ini oluşturuyor. Onların siyasi temsilinin zayıflaması, toplumsal eşitsizlikleri derinleştiriyor ve kamusal alanda Filistinlilere yönelik ayrımcılığı artırıyor. Bu durum, uluslararası toplumun da İsrail'e yönelik eleştirilerini yoğunlaştırıyor. Arap Barış Planı gibi girişimler, İsrail'in Filistinli partilerle diyaloğa girmesinin bölgesel istikrar için kritik olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin meselesine verdiği desteği doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasının yanında yer almış ve iki devletli çözümü savunmuştur. İsrail muhalefetinin Filistinli partileri dışlaması, bölgede barış umutlarını zayıflatmakta ve Türkiye'nin arabuluculuk çabalarını olumsuz etkileyebilir. Ankara, İsrail'le ilişkilerini normalleştirmeye çalışırken, Filistin halkının haklarını koruma konusundaki tutarlılığını koruması önem taşıyor. Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel aktörlerle ilişkilerinde Filistin dosyasını daha ön planda tutmasına yol açabilir.