İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nde medya ofislerinin bulunduğu binaları hedef alması sonrasında Filistinli gazeteciler, çalışmalarını çadırlarda ve enkaz altında kalan ekipmanlarıyla sürdürmek zorunda kalıyor. Saldırılarda bazı medya kuruluşlarının merkezleri tamamen yıkılırken, haber akışını sağlamak için alternatif yöntemler geliştiren gazeteciler, uluslararası kamuoyunun dikkatini bölgede yaşanan insani krize çekmeye çalışıyor. Orta Doğu gözlemcileri, bu durumun Gazze’deki bilgi kirliliğini artırabileceği ve bağımsız haberciliği ciddi şekilde kısıtlayabileceği uyarısında bulunuyor.
Saldırıların arka planı ve gazetecilerin durumu
İsrail’in 7 Ekim 2023’te başlattığı geniş çaplı askerî operasyonlardan bu yana Gazze’deki medya binalarının birçoğu hedef alındı. Son olarak Middle East Eye’ın da aralarında bulunduğu uluslararası yayın kuruluşlarının ofislerinin bulunduğu binalara düzenlenen hava saldırılarında en az 10 gazeteci hayatını kaybetti, çok sayıda basın mensubu yaralandı. Filistin Gazeteciler Sendikası, saldırıların ardından yaptığı açıklamada, “Gazze’nin kuzeyinde tek bir medya ofisi ayakta kalmadı” ifadelerini kullandı.
Yıkılan ofislerin enkazından kurtarabildikleri cep telefonları ve dizüstü bilgisayarlarıyla haber üretmeye çalışan gazeteciler, elektrik ve internet kesintileri nedeniyle büyük zorluk yaşıyor. Bir grup gazeteci, Refah sınır kapısı yakınlarında kurdukları çadırda basit bir masa ve sandalyelerle çalışmalarını sürdürüyor. Savaş muhabiri Ahmed el-Masri, “Artık stüdyomuz bir çadır, kameramız ise telefonumuz. Buna rağmen dünyaya gerçeği anlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ve Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) gibi örgütler, İsrail’i savaş suçu sayılabilecek bu saldırılar nedeniyle kınarken, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi de konuyla ilgili bağımsız bir soruşturma başlatılması çağrısı yaptı. Ancak İsrail yönetimi, medya ofislerinin Hamas tarafından “askerî amaçlarla” kullanıldığını iddia ederek saldırıları meşrulaştırmaya çalışıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Gazze’de medya hedeflerine yönelik saldırılar, bölgesel dengeleri de etkiliyor. Mısır ve Katar arabuluculuğunda devam eden ateşkes müzakerelerinde, tarafların birbirlerine yönelik suçlamaları basın yoluyla duyurması, haber akışının kısıtlanmasıyla birlikte daha da karmaşık hale geldi. Öte yandan İran ve Hizbullah, İsrail’i “medya terörizmi” ile suçlayarak Filistinli gazetecilere destek mesajları yayımladı.
Küresel ölçekte ise olay, savaş bölgelerinde gazetecilerin güvenliği ve basın özgürlüğü tartışmalarını yeniden alevlendirdi. ABD ve Avrupa Birliği yetkilileri, İsrail’in kendini savunma hakkını tanımakla birlikte, sivilleri ve sivil altyapıyı hedef almanın kabul edilemez olduğunu vurguladı. Beyaz Saray Sözcüsü, “Gazetecilerin korunması uluslararası hukukun bir gereğidir” dedi. Ancak somut adım atılmaması, uluslararası toplumun ikiyüzlülüğüne dair eleştirileri de beraberinde getirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği geleneksel destek çerçevesinde olayı yakından takip ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’i “savaş suçu” işlemekle suçladığı bugünlerde, Gazze’de medya ofislerinin vurulması Ankara’nın BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı nezdinde başlattığı girişimlere yeni bir argüman sağlıyor. Ayrıca TRT, Anadolu Ajansı gibi Türk medya kuruluşlarının bölgedeki varlığı, hem habercilik açısından hem de Türkiye’nin yumuşak gücü açısından önem taşıyor. Gelişme, Türkiye’nin uluslararası kamuoyunda Filistin lehine propaganda yapma kapasitesini artırırken, bölgedeki gazetecilerin güvenliğine yönelik acil önlemler alınması çağrılarını da güçlendirecek.