İsrail ordusu, Haziran ayında varılan ateşkes anlaşmasını ihlal ederek Lübnan'ın güneyindeki birçok kasabayı bombaladı ve köyleri havaya uçurdu. Lübnan resmi kaynaklarına göre, saldırılar gece boyunca aralıksız sürdü ve sivil yerleşim alanlarında büyük yıkıma yol açtı. Ateşkesin sağlanmasından bu yana en kapsamlı ihlal olarak nitelendirilen bu saldırılar, bölgede yeni bir gerilim dalgası yarattı.
Olayın Arka Planı ve Ateşkesin İhlali
Haziran 2025'te İsrail ile Lübnan arasında, Hizbullah'ın da dolaylı olarak taraf olduğu bir ateşkes anlaşması imzalanmıştı. Anlaşma, Birleşmiş Milletler ve bazı bölgesel aktörlerin arabuluculuğuyla sağlanmış ve her iki taraf da sınır bölgesinde askeri faaliyetlerini durdurmayı taahhüt etmişti. Ancak son 48 saat içinde İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye, Merceyoun, Bint Jbeil ve Sur çevresindeki köylere yönelik hava saldırıları düzenledi. Görgü tanıkları, İsrail savaş uçaklarının ve insansız hava araçlarının (İHA) hedef gözetmeksizin birçok evi vurduğunu, ardından istihkam birliklerinin bazı köyleri patlayıcılarla havaya uçurduğunu aktardı.
Lübnan ordusu ve yerel yetkililer, saldırılarda en az 12 sivilin hayatını kaybettiğini, onlarca kişinin yaralandığını ve binlerce kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını bildirdi. Lübnan hükümeti, olayı "açık bir savaş suçu" olarak nitelendirerek uluslararası toplumu acil müdahaleye çağırdı. İsrail ordusu ise saldırıların "Hizbullah'ın yeniden yapılanma girişimlerine karşı önleyici bir tedbir" olduğunu savundu. Ancak uluslararası hukuk uzmanları, sivil altyapının hedef alınmasının orantısız güç kullanımı anlamına geldiğini belirtiyor.
BM Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL), saldırıları doğrulayarak taraflara itidal çağrısında bulundu. UNIFIL Sözcüsü, "Ateşkesin bu şekilde ihlali, bölgede kırılgan olan istikrarı daha da tehlikeye atıyor" dedi. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada ise "endişeyle takip ediyoruz" ifadesi kullanıldı, ancak net bir kınama yapılmadı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları, Orta Doğu'da zaten gergin olan dengeleri daha da bozabilir. Hizbullah, saldırılara henüz resmi bir karşılık vermedi; ancak örgütün lideri Hasan Nasrallah, daha önce yaptığı açıklamada "her türlü ihlale misliyle karşılık verileceğini" söylemişti. Uzmanlar, Hizbullah'ın bir süredir İsrail'e karşı caydırıcılığını korumak için sessiz kaldığını, ancak bu tür saldırıların misilleme riskini artırdığını belirtiyor.
İran, saldırıları kınayan ilk ülkelerden biri oldu. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, "Siyonist rejimin bu saldırganlığı, bölgede yeni bir savaşın fitilini ateşleyebilir" dedi. Suudi Arabistan ve Mısır gibi Sünni Arap devletleri ise daha ölçülü açıklamalar yaparak ateşkese dönülmesi çağrısında bulundu. Rusya, BM Güvenlik Konseyi'ni acil toplantıya çağırdı.
Avrupa Birliği, saldırıları "kabul edilemez" olarak nitelendirdi ve İsrail'e uluslararası hukuka uyma çağrısı yaptı. Ancak AB içinde bazı üyeler, İsrail'in güvenlik endişelerini de dikkate alınması gerektiğini savunuyor. Fransa, Lübnan'daki tarihi nüfuzunu kullanarak taraflar arasında arabuluculuk başlatmayı önerdi.
Bu gelişmeler, Haziran ateşkesinin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Ateşkes, büyük ölçüde ABD'nin baskısı ve Hizbullah'ın o dönemdeki iç siyasi öncelikleri sayesinde sağlanmıştı. Ancak İsrail'in saldırıları, anlaşmanın temelini oluşturan karşılıklı güven ortamını yok etmiş durumda. Bölge uzmanları, Lübnan'ın ekonomik kriz ve siyasi istikrarsızlıkla boğuştuğu bir dönemde yeni bir çatışmanın eşiğinde olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. İsrail'in ateşkes ihlali, Türkiye'nin bölgede istikrar ve ateşkesin korunması yönündeki çağrılarını haklı çıkarıyor. Türkiye, daha önce defalarca İsrail'in saldırılarını kınayarak uluslararası hukuka saygıya davet etmişti. Olası bir yeni çatışma, Türkiye'nin güney sınırında istikrarsızlık yaratabilir, mülteci akınını tetikleyebilir ve Doğu Akdeniz'deki enerji dengelerini etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, Lübnan ordusunun güçlendirilmesi ve UNIFIL'in etkinliğinin artırılması için diplomatik girişimlerini sürdürebilir. Bu gelişme, Türkiye'nin bölgesel barış için arabuluculuk rolünü daha da önemli kılıyor.