İsrail ordusu, Lübnan'ın güney bölgelerine yönelik geniş çaplı bir saldırı başlatırken, Başbakan Binyamin Netanyahu askerlerini işgal altındaki topraklardan çekmeyeceğini açıkladı. Netanyahu, ülkesinin güney Lübnan'daki varlığını 'gerektiği sürece' sürdüreceğini belirtti. Bu açıklama, ABD ile İran arasında varılan bir anlaşmanın hemen ardından geldi ve bölgede yeni bir gerilim dalgasına yol açtı. Saldırıların, Hizbullah'ın sınır ötesi faaliyetlerine karşı bir misilleme olduğu ifade edilirken, uluslararası toplum taraflara itidal çağrısı yapıyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail ile Lübnan arasındaki sınır, on yıllardır süren çatışmaların odağında yer alıyor. 2006'daki savaşın ardından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararıyla ateşkes sağlanmış, ancak taraflar arasındaki gerginlik hiçbir zaman tam olarak sona ermemişti. Son haftalarda Hizbullah'ın İsrail'in kuzeyindeki askeri hedeflere yönelik artan saldırıları, Tel Aviv yönetimini harekete geçirdi.
Netanyahu'nun açıklaması, özellikle ABD-İran arasındaki gizli görüşmelerin basına yansımasının ardından dikkat çekti. İddialara göre Washington ve Tahran, bölgesel gerilimi azaltmak için bir ön anlaşmaya varmıştı. Ancak İsrail Başbakanı, bu anlaşmanın kendilerini bağlamadığını ve 'İsrail'in güvenliği söz konusu olduğunda hiçbir dış aktörün kısıtlama getiremeyeceğini' söyledi. İsrail ordusunun Lübnan'daki hedeflere yönelik hava saldırılarında en az 12 kişinin öldüğü, 40'tan fazla kişinin yaralandığı bildirildi.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu çatışma, Ortadoğu'da devam eden güç mücadelesinin yeni bir cephesi olarak görülüyor. İran'ın uzun yıllardır desteklediği Hizbullah, Lübnan'da hem siyasi hem de askeri açıdan önemli bir aktör konumunda. İsrail ise İran'ın nükleer programı ve bölgedeki vekil güçleri konusunda defalarca tehditler savurmuştu. ABD-İran arasında sağlanan diplomatik ilerleme, İsrail'i endişelendirirken, Netanyahu'nun bu hamlesi anlaşmayı baltalama amacı taşıyor olabilir.
Fransa ve Birleşmiş Milletler, tarafları derhal ateşkese çağırdı. ABD Dışişleri Bakanlığı ise henüz resmi bir açıklama yapmazken, 'bölgesel istikrarın korunması' çağrısını yineledi. Rusya ve Çin de gelişmeleri yakından takip ettiklerini duyurdu. Öte yandan, İran destekli Husilerin Yemen'den İsrail'e yönelik füze saldırıları da devam ediyor; bu da çatışmanın daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşme riskini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin hem Doğu Akdeniz'deki enerji çıkarları hem de Suriye ve Lübnan'daki insani durum açısından kritik öneme sahiptir. Türkiye, uzun süredir Lübnan'ın toprak bütünlüğünü savunmakta ve bölgedeki istikrarsızlığın kendi güvenliğini tehdit etmesinden çekinmektedir. Ayrıca, İsrail-Lübnan çatışmasının tırmanması, mülteci akınlarını artırabilir ve bölgesel gerginlikleri derinleştirebilir. Türkiye, bu krizde arabuluculuk rolü üstlenme potansiyeline sahip olsa da, mevcut İsrail karşıtı söylemi nedeniyle dengeli bir pozisyon alması zor görünüyor. Ankara'nın diplomatik girişimlerini hızlandırması ve tarafları sakinleştirmeye yönelik adımlar atması bekleniyor.