İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar, ülkesinin Lübnan’ın güneyinde işgal altında tuttuğu sözde ‘güvenlik bölgesi’nden çekilme niyetinde olmadığını açıkça ifade etti. Sa’ar, yaptığı yazılı açıklamada, “Lübnan sınırındaki güvenlik bölgemizden çekilmek söz konusu değil. Bu bölge, kuzeydeki yerleşim birimlerimizin Hizbullah tehdidinden korunması için hayati öneme sahiptir” dedi. İsrail’in bu tutumu, Birleşmiş Milletler’in 1701 sayılı kararına ve uluslararası toplumun çağrılarına rağmen devam ediyor. Karar, İsrail’in Lübnan topraklarından çekilmesini ve bölgede kalıcı bir ateşkes sağlanmasını öngörüyor. Ancak İsrail, Hizbullah’ın silahlı varlığını gerekçe göstererek işgali sürdürüyor. Son açıklama, İsrail-Lübnan sınırında artan gerilim ve taraflar arasında yaşanan çatışmaların ardından geldi.
Gelişmenin arka planı
İsrail’in Lübnan’ın güneyinde oluşturduğu ‘güvenlik bölgesi’, 1978’deki Litani Operasyonu’ndan bu yana varlığını sürdürüyor. Bölge, İsrail’in kuzey sınırını Hizbullah saldırılarından korumak amacıyla işgal altında tutuluyor. BM Güvenlik Konseyi’nin 2006’da kabul ettiği 1701 sayılı karar, İsrail’in Lübnan’dan çekilmesini ve Litani Nehri’nin güneyinde sadece Lübnan ordusu ve UNIFIL güçlerinin konuşlanmasını öngörüyor. Ancak İsrail, Hizbullah’ın bölgede askeri varlığını sürdürdüğünü iddia ederek çekilmeyi reddediyor.
Son haftalarda sınırda tansiyon yükseldi. Hizbullah, İsrail’in Gazze’deki operasyonlarına misilleme olarak kuzey sınırında roket saldırıları düzenlerken, İsrail de hava saldırıları ve topçu ateşiyle karşılık verdi. BM, iki tarafı da itidal çağrısında bulunurken, Lübnan hükümeti İsrail’in işgalinin devam etmesinin egemenliklerini ihlal ettiğini belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail’in bu tutumu, bölgede yeni bir çatışma dalgasını tetikleyebilir. İran destekli Hizbullah, Lübnan’daki en güçlü askeri güç olarak İsrail’e karşı caydırıcılık sağlamaya çalışıyor. ABD ve Avrupa Birliği, İsrail’in meşru müdafaa hakkını tanımakla birlikte, çekilme çağrısı yapıyor. Ancak Trump yönetimi döneminde İsrail’e verilen destek, Netanyahu hükümetine daha sert bir politika izleme cesareti veriyor. Bölgesel güçlerden Suudi Arabistan, İran’ın Lübnan üzerindeki nüfuzundan endişe ederken, Katar arabuluculuk çabalarını sürdürüyor. Türkiye ise İsrail’in işgalini kınarken, Lübnan’ın toprak bütünlüğüne vurgu yapıyor.
Küresel ölçekte, bu gelişme Ortadoğu’daki istikrarsızlığı derinleştiriyor. BM, 1701 sayılı kararın uygulanması için diplomatik girişimlerini artırmış durumda. Ancak İsrail’in çekilme konusundaki kararlılığı, uluslararası hukukun askıya alınması anlamına geliyor. Enerji piyasalarında da etkiler hissediliyor; Doğu Akdeniz’deki doğalgaz arama faaliyetleri, bölgedeki gerginlikten olumsuz etkileniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail’in Lübnan’daki işgalini her zaman kınamış ve BM kararlarına uyulmasını talep etmiştir. Bu gelişme, Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki enerji politikaları ve bölgesel güvenlik çıkarları açısından önem taşıyor. Türkiye, Hizbullah ile doğrudan bir çatışma içinde olmasa da, İsrail’in istikrarsızlaştırıcı politikaları Lübnan’daki mülteci krizini derinleştiriyor ve bölgesel güvenliği tehdit ediyor. Türkiye, ayrıca Filistin davasına verdiği destek nedeniyle İsrail’in genişlemeci politikalarına karşı çıkıyor. Bu nedenle, İsrail’in çekilme konusundaki tutumu, Türk dış politikasının Orta Doğu’daki pozisyonunu güçlendirmek için bir fırsat olarak değerlendirilebilir.