İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ile yaptığı telefon görüşmesinde, İsrail ordusunun Lübnan, Suriye ve Gazze Şeridi'ndeki belirlenmiş 'güvenlik bölgelerinde' askeri varlığını sürdüreceğini bildirdi. Katz'ın bu açıklaması, ABD Başkanı Donald Trump'ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan Suriye ve Lübnan'daki İsrail güçlerini geri çekmesini istemesinden sadece günler sonra geldi. İsrail'in bu tutumu, bölgedeki ateşkes çabalarını ve ABD'nin arabuluculuk rolünü zora sokarken, taraflar arasındaki gerilimi yeniden tırmandırdı.
Gelişmenin arka planı
İsrail ile Lübnan arasında 27 Kasım 2024'te yürürlüğe giren ateşkes anlaşması, İsrail'in güney Lübnan'dan kademeli olarak çekilmesini ve Lübnan ordusunun bölgeye konuşlanmasını öngörüyordu. Ancak İsrail, ateşkes ihlalleri gerekçesiyle çekilme takvimine uymadı ve beş stratejik noktada asker bulundurmaya devam etti. Benzer şekilde, Suriye'de İsrail, 1974'ten bu yana Golan Tepeleri'ni işgal altında tutarken, 7 Ekim 2023 sonrası tampon bölgeye de girdi. Gazze'de ise İsrail ordusu, Refah Koridoru ve Filistelphi ekseni gibi kritik alanlarda kontrolü elinde tutuyor. Katz, bu bölgelerin İsrail'in kuzey ve güney sınırlarında 'güvenlik kalkanı' oluşturduğunu savundu. ABD'li yetkililer ise İsrail'in bu hamlesinin, bölgedeki istikrarı tehdit ettiği ve müttefikler arasında sürtüşmeye yol açtığı görüşünde.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail'in bu kararı, Ortadoğu'daki jeopolitik denklemleri yeniden şekillendiriyor. Lübnan'da Hizbullah, İsrail'in çekilmemesini 'işgalin devamı' olarak nitelendirirken, Suriye'de Esad yönetimi ve müttefiki İran, İsrail'in varlığına sert tepki gösteriyor. Gazze'de ise Hamas'ın ateşkes müzakerelerini askıya almasına neden olan bu gelişme, insani krizi derinleştiriyor. ABD Başkanı Trump'ın Netanyahu'ya yönelik çekilme talebi, iki ülke arasında nadir görülen bir görüş ayrılığına işaret ediyor. Trump yönetimi, bölgede kalıcı barış için İsrail'in taviz vermesi gerektiğini düşünürken, İsrail hükümeti içinde aşırı sağcı unsurlar, toprak taleplerini genişletmekten yana. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler ise İsrail'i uluslararası hukuku ihlal etmekle suçlayarak, derhal çekilmeye çağırıyor. Bu durum, İsrail'in diplomatik yalnızlığını artırırken, bölgede yeni bir çatışma dalgası riskini de beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in Suriye ve Lübnan'daki varlığını kendi güvenliği açısından doğrudan tehdit olarak görmektedir. Özellikle Suriye'nin kuzeyinde PKK/YPG ile mücadele eden Türkiye, İsrail'in Esad rejimiyle olası bir yakınlaşmasından veya İran'ın bölgedeki faaliyetlerinden endişe duymaktadır. Ayrıca, Doğu Akdeniz'de enerji kaynaklarının paylaşımı ve Mavi Vatan doktrini çerçevesinde, İsrail'in deniz yetki alanlarını genişletme girişimleri Türkiye'nin çıkarlarıyla çelişmektedir. Ankara, İsrail'in bu hamlelerinin bölgesel istikrarı bozduğunu ve Türkiye'nin liderliğindeki çözüm arayışlarını baltaladığını düşünmektedir. Bu nedenle, Türkiye'nin İsrail'in çekilmesi yönündeki uluslararası çağrıları desteklemesi ve diplomatik girişimlerini artırması beklenmektedir.