İsrail ordusunun Lübnan'ın güneyine düzenlediği hava saldırılarında en az 14 sivilin hayatını kaybettiği, çok sayıda kişinin yaralandığı bildirildi. Saldırıların, İran’ın “Lübnan’daki saldırılar durmazsa yeniden misilleme başlatırız” uyarısının hemen ardından gelmesi dikkat çekiyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Tehditler bizi yolumuzdan döndürmeyecek. Kendi güvenliğimizi sağlama hakkımızı sonuna kadar kullanacağız” ifadelerini kullandı.
Çatışmaların arka planı ve İran'ın rolü
Lübnan-İsrail sınırında son haftalarda tırmanan gerilim, İran destekli Hizbullah ile İsrail arasında zaman zaman sıcak çatışmaya dönüşüyor. Hizbullah, Gazze Şeridi'ndeki savaşın bir parçası olarak Kuzey Cephesi'ni açtığını duyurmuş, İsrail ise buna karşılık 7 Ekim'den bu yana en yoğun hava bombardımanını başlatmıştı. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, Tahran’ın “saldırganlığın devam etmesi halinde daha önce olduğu gibi caydırıcı adımlar atacağını” belirtti. Bu adımlar arasında, doğrudan füze saldırıları veya vekil güçler aracılığıyla operasyonlar yer alabilir. ABD ve Avrupa Birliği yetkilileri, bölgesel bir savaşın eşiğinde olunduğu uyarısında bulunurken, İsrail savaş kabinesi, İran'ın tehditlerini “ciddiye alıyoruz ancak korkmuyoruz” şeklinde yanıtladı.
Lübnan Sağlık Bakanlığı, son saldırılarda hayatını kaybedenler arasında üç çocuğun da bulunduğunu doğruladı. Bakanlık yetkilileri, hastanelerin alarm durumuna geçirildiğini ve yaralı sayısının 50'yi aştığını açıkladı. Birleşmiş Milletler Lübnan Özel Koordinatörü Jeanine Hennis-Plasschaert, sivillerin korunması çağrısında bulunarak, “Uluslararası insancıl hukuk açıkça ihlal edilmektedir” dedi. İsrail ordusu ise saldırıların Hizbullah’a ait askeri noktalara yönelik olduğunu, ölümlerden terör örgütünün sivilleri kalkan olarak kullanmasının sorumlu olduğunu iddia etti.
Bölgesel ve küresel boyut
İran-İsrail gerginliği, Ortadoğu’yu yeni bir savaşın eşiğine getirdi. Nisan ayında İsrail'in Şam'daki İran konsolosluğuna düzenlediği saldırıya karşılık Tahran, 300'den fazla füze ve drone ile İsrail'i hedef almış, ancak büyük ölçüde hava savunma sistemleri tarafından etkisiz hale getirilmişti. Bu kez İran'ın “daha şiddetli” bir yanıt sinyali vermesi, bölgesel bir çatışma riskini artırıyor. ABD, bölgeye ek uçak gemisi ve savaş uçağı konuşlandırdığını duyururken, Rusya ve Çin itidal çağrısı yaptı. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, “Hepimiz bir uçurumun kenarında duruyoruz. Geri adım atılması şart” uyarısında bulundu. Lübnan ekonomisi zaten derin bir kriz içindeyken, yeni bir savaşın ülkeyi tamamen çöküşe sürükleyebileceği endişesi hakim. Aynı zamanda, İsrail'in kuzey sınırından on binlerce kişi tahliye edilmiş durumda ve günlük hayat felç olmuş durumda.
Uluslararası toplum, özellikle ABD'nin arabuluculuğunda bir ateşkes için diplomatik çabalarını sürdürüyor. Ancak Netanyahu yönetimi, Hizbullah'ı sınırdan tamamen uzaklaştırmadan ve askeri kapasitesini zayıflatmadan ateşkesi kabul etmeyeceklerini belirtiyor. Öte yandan, İran Dini Lideri Ali Hamaney'in danışmanlarından Ali Larijani, “Lübnan direnişi İsrail'e karşı kendini savunma hakkına sahiptir ve İran bu konuda hiçbir kırmızı çizgi tanımaz” diyerek Tahran'ın pozisyonunu netleştirdi. Analistler, tarafların bir yandan savaş söylemini yükseltirken diğer yandan doğrudan bir savaştan kaçındığını, ancak yanlış bir hesaplamanın bölgeyi alevlendirebileceğine dikkat çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan-İsrail hattındaki bu tırmanma, Türkiye'nin Doğu Akdeniz güvenliği açısından doğrudan sonuçlar doğurabilir. Bölgede askeri varlığı bulunan Türkiye, İran-İsrail çatışmasının yayılması halinde savaşın kıyısına gelmiş bir coğrafyanın tam ortasında kalabilir. Ayrıca, Türkiye'nin enerji güvenliği açısından kritik olan Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları, çatışma ortamında risk altına girebilir. Ankara, iki ülkeyle de dengeli ilişkiler sürdürmeye çalışırken, çatışmanın genişlemesi Türkiye'yi zorlu bir tercihle karşı karşıya bırakabilir. Ayrıca, Lübnan'daki Türk vatandaşlarının tahliyesi de olası bir kriz durumunda gündeme gelebilir. Bölgede barış ve istikrarın korunması, Türkiye'nin hem ticari hem de güvenlik çıkarları açısından öncelikli konudur.