İsrail ordusunun Pazartesi günü Güney Lübnan’a yönelik hava saldırılarında en az 14 kişi hayatını kaybetti, Lübnan Sağlık Bakanlığı ilk resmi açıklamayı yaptı. Saldırılar, İran’ın daha önce “Lübnan’a yönelik devam eden saldırılar durdurulmazsa” İsrail’e karşı yeniden harekete geçme tehdidinde bulunmasının ardından geldi. İran destekli Hizbullah ise İsrail güçlerini hedef aldığını duyurdu ancak büyük bir taarruzdan söz etmedi. Bölgede tırmanan gerilim, tam ölçekli bir savaşın kapıda olduğu yorumlarına neden oluyor.
Artan Gerilim ve Sivil Kayıplar
İsrail savaş uçakları, Pazartesi günü erken saatlerden itibaren Güney Lübnan’daki en az beş farklı noktayı vurdu. Lübnan Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, saldırılarda aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 14 kişinin hayatını kaybettiği, 50’den fazla kişinin ise yaralandığı belirtildi. Bakanlık, ölü sayısının artabileceği uyarısında bulunurken, enkaz altında kalanların olduğu bildirildi. Saldırıların, İsrail-Lübnan sınırındaki kasaba ve köyleri hedef aldığı, sivil altyapının da zarar gördüğü kaydedildi. İsrail ordusu ise operasyonların “Hizbullah’a ait askeri hedeflere” yönelik olduğunu savundu.
Öte yandan Hizbullah, kendi medya kanalı aracılığıyla yaptığı açıklamada, İsrail güçlerine ait bir askeri konvoyun Lübnan topraklarında hedef alındığını duyurdu. Örgüt, ayrıca İsrail’in kuzeyindeki askeri noktalara roket atışı yapıldığını ancak bunun bir “cezalandırma operasyonu” olduğunu belirtti. Hizbullah’ın açıklamasında, son saldırılara nasıl karşılık verileceğine dair ayrıntılı bilgi verilmezken, İsrail’e yönelik tehditlerin sürdüğü gözleniyor.
Bölgesel Yansımalar ve İran Faktörü
İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu’yu etkileyebilecek bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, dünkü açıklamasında, “İsrail’in Lübnan’a yönelik her türlü saldırısına karşı İran’ın caydırıcı gücünün kullanılacağını ve bu saldırıların durdurulması gerektiğini” vurgulamıştı. Kenani, “Lübnan’ın güvenliği İran’ın kırmızı çizgisidir” ifadelerini kullanarak, Tahran’ın doğrudan müdahale seçeneğini masada tuttuğunu ima etti. Bu, İran’ın daha önce Nisan ayında İsrail’e yönelik insansız hava aracı ve füze saldırılarının ardından benzer bir tehdit savurmasıyla birlikte değerlendirildiğinde, bölgesel bir çatışmanın fitilinin ateşlenebileceği endişelerini artırıyor.
BM ve AB gibi uluslararası aktörler, tarafları itidal çağrısı yaparken, ABD yönetimi krizi diplomatik yollarla çözmeye çalışıyor. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, İsrailli mevkidaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde “sivillerin korunması” vurgusu yaparken, İran’a da “gerilimi tırmandırmama” çağrısında bulundu. Ancak sahadan gelen haberler, gerilimin düşmek bir yana arttığını gösteriyor. İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, Lübnan sınırına ek takviye birlikler sevk edildiğini açıklayarak, “Gerekirse Lübnan’ın içlerine kadar operasyon düzenleme yetkimiz var” tehdidinde bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Lübnan arasındaki bu gerilimi yakından izliyor. Ankara, bir yandan İsrail’in saldırılarını “sivil kayıplara yol açan orantısız güç kullanımı” olarak nitelendirirken, diğer yandan İran’ın bölgedeki nüfuzunun artmasından endişe duyuyor. Olası bir savaş, Türkiye’nin güney sınırlarında istikrarsızlık yaratacak ve mülteci akışını tetikleyebilecektir. Ayrıca, İsrail ile geliştirilmeye çalışılan enerji işbirliği ve Doğu Akdeniz’deki denklemler de bu çatışmadan olumsuz etkilenebilir. Türkiye’nin, hem Lübnan halkına yönelik insani yardımları, hem de bölgesel bir savaşın önlenmesi için arabuluculuk girişimleri bu noktada kritik önem taşıyor.