İsrail ve Lübnan, Çarşamba günü Washington'da ABD liderliğinde yürütülen müzakerelerin ardından şartlı bir ateşkes anlaşmasına vardı. İki ülke tarafından yapılan ortak açıklamada, anlaşmanın yürürlüğe girmesi için İran destekli Hizbullah'ın "tamamen ateşkes" ilan etmesi gerektiği vurgulandı. Resmi diplomatik ilişkileri bulunmayan iki komşu ülke, on yıllardır süren gerginliğin ardından ilk kez bu düzeyde bir mutabakata imza attı. Ateşkesin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararına dayanarak sınır bölgelerinde istikrarı sağlaması hedefleniyor.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail ile Lübnan arasındaki sınır anlaşmazlıkları ve Hizbullah'ın varlığı, bölgedeki en kronik krizlerden biri olarak biliniyor. 2006 yılındaki İkinci Lübnan Savaşı'ndan bu yana iki taraf arasında zaman zaman çatışmalar yaşansa da, bu kez ABD'nin arabuluculuğunda yürütülen müzakereler daha somut sonuçlar doğurdu. Beyrut yönetimi, Hizbullah'ın askeri kanadının ateşkesi kabul etmesi halinde İsrail ile deniz sınırının belirlenmesi konusunda ilerleme kaydedilebileceğini belirtiyor. Tel Aviv ise kuzey sınırında güvenliğin sağlanması için ateşkesin kalıcı olmasını ve Hizbullah'ın silahlı faaliyetlerinin denetlenmesini şart koşuyor.
Görüşmelerde ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'ın da yer aldığı heyetler, iki ülke arasındaki deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasından enerji kaynaklarının paylaşımına kadar bir dizi konuyu ele aldı. Uzmanlar, ateşkesin sağlanması halinde Doğu Akdeniz'de doğalgaz arama çalışmalarının da hız kazanabileceğini ifade ediyor. Ancak İran'ın Hizbullah üzerindeki etkisi ve bölgedeki diğer jeopolitik dengeler, anlaşmanın uygulanmasının önündeki en büyük engel olarak görülüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail-Lübnan normalleşmesi, sadece iki ülke için değil, tüm Ortadoğu için kritik bir dönüm noktası olabilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İran'ın bölgesel nüfuzunu kırmak adına bu tür bir anlaşmayı destekliyor. Öte yandan İsrail'in Filistin politikaları ve Kudüs statüsü gibi konular, Arap kamuoyunda hassasiyet yaratmaya devam ediyor. Suriye'deki iç savaşın etkileri ve İran'ın Şii milis gruplar aracılığıyla bölgede varlık göstermesi, Lübnan'da kırılgan bir denge oluşturuyor.
Küresel boyutta ise ABD, Çin ve Rusya arasındaki rekabetin yansımaları Ortadoğu'da da hissediliyor. Washington, ateşkesi İran'a karşı bir kazanım olarak sunarken, Moskova ve Pekin bölgedeki enerji hatlarının güvenliğini önemsiyor. Avrupa Birliği ise göç dalgalarına karşı Akdeniz'de istikrarın sağlanmasını teşvik ediyor. Ancak ateşkesin şarta bağlı olması, uzun vadeli bir çözüm için daha fazla müzakere gerektiğine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Lübnan ateşkesini Doğu Akdeniz'deki enerji rekabeti ve bölgesel güvenlik çerçevesinde yakından takip ediyor. Anlaşma, Türkiye'nin Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarına ilişkin hak iddialarını dolaylı olarak etkileyebilir. Ankara, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde bu gelişmeyi olumlu karşılarken, Hizbullah'ın İran tarafından desteklenmesi ve Lübnan'daki siyasi kırılganlık Türkiye'nin bölgesel politikalarını şekillendirecek. Müzakere sürecinde ABD'nin başat rol üstlenmesi, Türkiye'nin dengeli bir dış politika izleme gerekliliğini ortaya koyuyor.