İsrail'in Kudüs'teki politikalarına yönelik uluslararası hukuk eleştirileri hız kesmiyor. Üst düzey bir uluslararası hukuk uzmanı, İsrail'in Silwan dahil Doğu Kudüs'teki Filistin mahallelerine yönelik yıkım ve zorla yerinden etme uygulamalarını 'etnik temizlik' olarak nitelendirdi. Bu açıklama, İsrail'in söz konusu bölgelerdeki yerleşimci faaliyetlerini genişletmesi ve Filistinli sakinlerin evlerinin yıkılmasına devam etmesi üzerine geldi.
Silwan'da yıkım ve yerinden etme
Kudüs'ün tarihi Suriye Kapısı'nın hemen güneyinde yer alan Silwan, Şeyh Cerrah gibi diğer Filistin mahalleleriyle birlikte İsrail'in yıkım kararlarının merkezinde. İsrail makamları, 1967'de işgal edilen Doğu Kudüs'teki Filistinlilere ait evleri 'izinsiz inşaat' gerekçesiyle yıkıyor. Ancak insan hakları örgütleri ve hukuk uzmanları, bu uygulamaların Filistinlileri bölgeden göç etmeye zorlamayı amaçladığını, bunun da Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırı olduğunu vurguluyor.
Silwan'da yaşayan Filistinli aileler, evlerinin yıkılma tehdidi altında yaşamlarını sürdürüyor. BM verilerine göre, 2024 yılında Doğu Kudüs'te yüzlerce Filistinli evsiz kaldı. İsrail'in bu politikaları, uluslararası toplumda geniş eleştiri almasına rağmen, İsrail hükümeti 'güvenlik' ve 'imar planları' gerekçesiyle uygulamalarına devam ediyor.
Uluslararası hukuk boyutu
Uluslararası hukuk uzmanları, İsrail'in işgal altındaki Doğu Kudüs'teki uygulamalarının 'etnik temizlik' tanımına girdiğini belirtiyor. Bu tanım, bir bölgenin demografik yapısını değiştirmek amacıyla bir etnik grubun zorla yerinden edilmesini içeriyor. İsrail'in yerleşimci faaliyetleri ve yıkım politikaları, Filistinlilerin yaşam alanlarını daraltarak onları göçe zorluyor. Bu durum, BM Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı başta olmak üzere birçok uluslararası belgeye açıkça aykırılık teşkil ediyor.
İsrail'in bu politikaları, sadece Filistinlilerin temel insan haklarını ihlal etmekle kalmıyor, aynı zamanda bölgede kalıcı bir barışın önündeki en büyük engellerden biri olarak görülüyor. Uluslararası toplum, İsrail'in bu uygulamalarını durdurması için baskı yapıyor ancak somut adımlar atılmış değil. İsrail'in müttefiki olan ABD'nin tutumu, uluslararası toplumun bu konudaki etkinliğini sınırlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kudüs'ün statüsü ve Filistin halkının hakları konusunda tarihsel olarak duyarlı bir politika izliyor. Bu gelişme, Türkiye'nin İsrail'e yönelik eleştirilerini ve Filistin davasına desteğini güçlendirebilir. Türkiye, uluslararası platformlarda İsrail'in uygulamalarını kınamaya devam edecektir. Ancak Türkiye-İsrail ilişkileri son dönemde normalleşme sürecinde olduğundan, bu tür açıklamaların ikili ilişkileri olumsuz etkileme potansiyeli bulunuyor. Türkiye'nin bölgesel etkisini artırma çabası, Filistin davasına verdiği destekle örtüşüyor; bu nedenle Ankara'nın tavrı hem iç kamuoyu hem de İslam dünyası nezdinde önem taşıyor.