İsrail'in Kıbrıs Cumhuriyeti'nin su, doğal gaz, sağlık ve savunma sektörlerine artan müdahalesi, adada geniş yankı uyandırıyor. Kıbrıslılar, ülkelerinin kontrolünü kaybettiğinden endişe ediyor. Son yıllarda imzalanan enerji ve savunma anlaşmaları, İsrail'in adadaki varlığını derinleştirirken, Kıbrıs hükümeti bu ilişkileri stratejik ortaklık olarak sunsa da, muhalefet ve kamuoyu artan bağımlılığa dikkat çekiyor.
İsrail-Kıbrıs İlişkilerinin Arka Planı
İsrail ile Kıbrıs arasındaki ilişkiler özellikle 2010'lu yıllardan itibaren doğal gaz keşifleriyle hız kazandı. Doğu Akdeniz'deki gaz sahaları, iki ülkeyi enerji işbirliğine yöneltti. 2019'da imzalanan EastMed boru hattı projesi (ABD'nin desteğiyle) ve 2022'de varılan deniz yetki alanı anlaşması, ilişkilerin kurumsallaşmasını sağladı. Ancak asıl dönüm noktası, İsrail'in su teknolojisi alanındaki uzmanlığını Kıbrıs'a taşıması oldu. Kıbrıs, su kıtlığı çeken bir ada ülkesi olarak İsrail'in tuzdan arındırma tesisleri ve su yönetimi konusundaki deneyiminden faydalanmak istedi. 2020'de imzalanan anlaşmayla İsrail şirketleri, Kıbrıs'ta su altyapısı projelerinde yer almaya başladı. Sağlık alanında ise İsrail hastaneleri ve sağlık kuruluşları, Kıbrıslı hastalara hizmet vermek üzere anlaşmalar yaptı. Savunma alanında ise İsrail savunma sanayii, Kıbrıs ordusuna silah ve eğitim desteği sağlıyor. 2021'de iki ülke arasında imzalanan savunma işbirliği anlaşması, ortak tatbikatları ve istihbarat paylaşımını içeriyor.
Ancak bu işbirliği, Kıbrıs kamuoyunda rahatsızlık yaratıyor. Kıbrıslı siyasetçiler ve uzmanlar, İsrail'in adadaki etkisinin artmasının, Kıbrıs'ın egemenlik haklarını sınırlayabileceğini belirtiyor. Özellikle enerji sektöründe İsrail'in gaz sahalarındaki payı ve boru hattı projelerindeki belirleyici rolü, Kıbrıs'ın kendi kaynakları üzerindeki kontrolünü azaltabilir. Ayrıca İsrail'in savunma alanındaki varlığı, adanın askeri olarak İsrail'e bağımlı hale gelmesine yol açabilir. Kıbrıs hükümeti ise bu ilişkilerin karşılıklı çıkar temelinde olduğunu ve egemenliğe zarar vermediğini savunuyor. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, anlaşmaların şeffaf olduğunu ve meclis denetiminden geçtiğini belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İsrail'in Kıbrıs'taki etkisi, Doğu Akdeniz'deki güç dengeleri açısından da önemli. Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin garantörü olarak, İsrail'in adadaki faaliyetlerini yakından izliyor. Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşme sürecinde olması, bu durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Öte yandan Yunanistan, İsrail ile enerji ve savunma alanında işbirliğini derinleştirerek Doğu Akdeniz'de bir ittifak zinciri oluşturuyor. Bu durum, bölgesel rekabeti artırabilir. ABD ise İsrail'in Doğu Akdeniz'deki enerji projelerine destek vererek, bölgedeki müttefiklik ilişkilerini güçlendirmeyi hedefliyor. Ancak İsrail'in Kıbrıs'taki artan etkisi, adadaki Türk toplumunun da tepkisini çekiyor. KKTC yetkilileri, İsrail'in adanın tamamında söz sahibi olma çabasının kabul edilemez olduğunu belirtiyor.
Kıbrıs sorunu, 1974'ten bu yana çözümsüz. Adanın güneyinde uluslararası alanda tanınan Kıbrıs Cumhuriyeti, kuzeyinde ise sadece Türkiye'nin tanıdığı KKTC bulunuyor. İsrail'in güneydeki Rum yönetimiyle geliştirdiği ilişkiler, adadaki dengeleri değiştirebilir. Kıbrıslı Rumlar, İsrail ile işbirliğini ada ekonomisi için fırsat olarak görse de, egemenlik konusundaki hassasiyetlerini koruyor. Son dönemde yapılan anketler, Kıbrıslıların önemli bir kısmının İsrail'in adadaki varlığından endişe duyduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in Kıbrıs'taki nüfuzu, Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikası ve KKTC'nin güvenliği açısından doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, garantörlük hakkı çerçevesinde adadaki gelişmeleri yakından takip ediyor. İsrail'in enerji ve savunma alanında Kıbrıs Rum yönetimiyle işbirliğini derinleştirmesi, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin pozisyonunu zayıflatabilir. Ayrıca, İsrail'in adadaki su ve sağlık gibi kritik sektörlerde kontrolü ele geçirmesi, Kıbrıslı Türklerin de bu hizmetlere erişiminde sorun yaratabilir. Türkiye, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde olsa da, Kıbrıs konusundaki hassasiyetini koruyacaktır. Bu gelişme, bölgesel istikrar ve Türkiye'nin enerji güvenliği açısından dikkatle izlenmeli.