İsrail ordusu, Suriye'nin güneyindeki işgal altındaki bölgelerde tarım arazilerini tahrip etmeye ve yerel halkın yaşam alanlarını yok etmeye devam ediyor. Son haftalarda artan operasyonlar, özellikle Dera ve Kuneytra kırsalında geniş tarım alanlarının sürülmesi, ağaçların sökülmesi ve sulama altyapısının tahrip edilmesiyle sonuçlandı. Bu durum, bölgedeki binlerce çiftçinin geçim kaynağını kaybetmesine yol açarken, gıda güvenliğini tehdit eden ciddi bir insani krize neden oluyor. BM ve insan hakları örgütleri, uluslararası hukuku ihlal eden bu uygulamalara karşı acil çağrı yapıyor.
Gelişmenin arka planı
1974'te imzalanan Kuvvetlerin Çekilmesi Anlaşması'ndan bu yana Birleşmiş Milletler gözetiminde tampon bölge oluşturulmuştu. Ancak 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşının ardından İsrail, tampon bölgeyi aşarak güney Suriye'de yaklaşık 250 kilometrekarelik bir alanı fiilen işgal etti. Bu işgal, Suriye'nin toprak bütünlüğünü açıkça ihlal ederken, yerel halkın günlük yaşamını da derinden etkiliyor.
Bölgedeki kaynaklara göre, İsrail askerleri özellikle buğday ve arpa ekili tarlaları iş makineleriyle dümdüz ediyor. Zeytin ve badem ağaçları kesilerek, yüzlerce yıllık geçim kaynakları bir anda yok ediliyor. Sulama kanalları ve su kuyuları tahrip edilirken, çiftçiler hayvanlarını besleyemez hale geldi. Dera'nın batısındaki Kasab köyünde yaşayan 45 yaşındaki Ebu Muhammed, dört dönümlük zeytinliğini kaybettiğini ve ailesinin artık geçinemediğini ifade ediyor. Benzer hikayeler, Kuneytra'daki birçok köyde de tekrarlanıyor.
Ekonomik yıkımın yanı sıra, işgal güçlerinin saldırıları sonucu en az 20 sivilin öldüğü, onlarcasının da yaralandığı bildiriliyor. İsrail askerleri zaman zaman sınır köylerine ateş açarken, bazı yerleşimlerden zorunlu göçe zorlanan aileler sayesinde bölgede nüfus hızla azalıyor. Birleşmiş Milletler Mülteci Ajansı verilerine göre, son iki yılda işgal altındaki bölgelerden yaklaşık 12 bin kişi ülkenin iç kesimlerine veya Ürdün'e göç etmek zorunda kaldı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu işgal, yalnızca Suriye'yi değil, tüm bölgeyi etkileyen bir istikrarsızlık kaynağı haline gelmiş durumda. İsrail'in bu hamlesi, Suriye ile gerilimi artırırken, Ürdün de sınır hattında yaşanan gerginlikten kaygı duyuyor. Bölgedeki göç dalgaları, komşu ülkelerin sosyal ve ekonomik yapılarını zorlarken, insani yardım kuruluşları da kaynakların yetersiz kaldığını belirtiyor.
Uluslararası toplum ise İsrail'in bu işgaline karşı etkili bir yaptırım uygulamaktan uzak. ABD ve Avrupa Birliği'nin tepkisi sözlü kınamalarla sınırlı kalırken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde yapılan oylamalarda İsrail'e karşı bağlayıcı bir karar çıkarılamıyor. Bu diplomatik tıkanıklık, uluslararası hukukun ihlaline göz yumulması anlamına geliyor. Sivil toplum örgütleri, İsrail'in tarım arazilerini tahrip etmesini 'ekolojik yıkım' olarak nitelendiriyor ve bunun savaş suçu kapsamına girdiğini savunuyor.
Öte yandan, bu durum bölgesel güç dengelerini de etkiliyor. İran ve Rusya, Suriye hükümetine askeri destek sağlarken, Türkiye de güney sınırında istikrarın sağlanması için diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Tüm bu aktörlerin çıkar çatışması, sorunun çözümünü daha da karmaşık hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin güney sınırında istikrarı doğrudan ilgilendiriyor. Suriye'de derinleşen insani kriz ve artan göç baskısı, Türkiye'nin halihazırda ev sahipliği yaptığı yaklaşık 3,5 milyon Suriyeli mülteci üzerindeki yükü artırabilir. Ayrıca, İsrail'in Suriye'de kalıcı bir işgal kurması, bölgedeki çatışma dinamiklerini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, Birleşmiş Milletler nezdinde yaptığı açıklamalarda Suriye'nin toprak bütünlüğünü vurgulayarak bu işgale karşı çıkıyor. Diplomatik girişimlerin yanı sıra, Türkiye'nin sınır güvenliğini sağlama ve olası yeni göç dalgalarını önleme politikaları çerçevesinde bu durumu yakından takip etmesi bekleniyor.