İsrail ve İran, Ortadoğu'daki savaşta iki ay önce yürürlüğe giren ateşkesin ardından Pazartesi günü ilk kez karşılıklı saldırı düzenledi. ABD Başkanı Donald Trump'ın taraflara itidal çağrısı yapmasına rağmen, İsrail'in İran'a yönelik hava saldırıları, Tahran yönetiminin Beyrut'taki bir hava saldırısına misilleme yapma kararının ardından geldi. Saldırılar, bölgedeki kırılgan ateşkesin ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Gelişmenin arka planı
İsrail ordusundan yapılan açıklamada, İran'dan gelen tehditlere karşılık olarak Suriye ve Irak'taki İran hedeflerine hassas saldırılar düzenlendiği belirtildi. Saldırılarda İran Devrim Muhafızları'na ait askeri tesisler, lojistik merkezler ve istihbarat birimlerinin hedef alındığı ifade edildi. İran ise İsrail'in bu saldırılarına karşılık olarak Golan Tepeleri'ne ve İsrail'in kuzeyindeki bazı yerleşim birimlerine insansız hava araçları ve füzelerle saldırı düzenlediğini duyurdu. Her iki taraf da saldırıların sınırlı olduğunu ve tırmanma riskini azaltmak için kontrollü bir şekilde yapıldığını açıklasa da, gözlemciler bu durumun bölgedeki gerginliği daha da artırabileceği uyarısında bulunuyor.
İran'ın misilleme kararı, İsrail'in iki hafta önce Beyrut'un güneyindeki bir Hizbullah hedefine düzenlediği hava saldırısına dayanıyor. Bu saldırıda Hizbullah'ın üst düzey komutanlarından biri öldürülmüştü. İran, Hizbullah'ın en büyük destekçisi konumunda bulunuyor ve bu saldırıyı kendisine yönelik bir tehdit olarak değerlendirdi. Tahran yönetimi, daha önce de İsrail'in Suriye'deki İran hedeflerine yönelik saldırılarına misilleme yapacağını duyurmuştu.
Bölgesel ve küresel boyut
İsrail ve İran arasındaki bu son çatışma, Ortadoğu'da zaten yüksek olan tansiyonu daha da yükseltti. ABD Başkanı Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada her iki tarafa da itidal çağrısında bulunarak, "Çatışmanın genişlemesini istemiyoruz. Herkes sakin olmalı" ifadelerini kullandı. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada ise ABD'nin İsrail'in kendini savunma hakkını desteklediği ancak bölgesel bir savaşın çıkmasını engellemek için diplomatik çabalara öncelik verilmesi gerektiği vurgulandı.
Rusya ve Çin ise gelişmeleri endişeyle takip ettiklerini belirterek taraflara gerilimi düşürme çağrısı yaptı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, acil bir ateşkesin yeniden tesis edilmesi için taraflarla temas halinde olduklarını duyurdu. Avrupa Birliği de benzer bir çağrıyla iki ülkeyi diyalog masasına dönmeye davet etti. Uzmanlar, İsrail ve İran arasındaki bu tür çatışmaların, özellikle de İran'ın nükleer programı konusundaki belirsizliklerle birleştiğinde, bölgeyi yeni bir sıcak çatışmaya sürükleyebileceği uyarısında bulunuyor.
Öte yandan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, çatışmanın kendi sınırlarına sıçramaması için temkinli bir duruş sergiliyor. Bu ülkeler, İsrail ile normalleşme sürecini devam ettirmek isterken, İran'ın bölgesel faaliyetlerinden duydukları rahatsızlığı da gizlemiyor. Dolaylı görüşmeler yoluyla tansiyonu düşürmeye çalışan tarafların, bu son saldırıların ardından müzakere masasına dönüp dönmeyeceği ise merak konusu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail-İran arasındaki gerilim, Türkiye'nin güney sınırına yakın bölgelerde istikrarsızlık riskini artırmaktadır. Ankara, hem İsrail hem de İran ile karmaşık ilişkilere sahip olup, bölgesel çatışmaların doğrudan etkisinden kaçınmaya çalışmaktadır. Tırmanan gerilim, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askeri varlığını ve enerji güvenliğini tehdit edebilir. Ayrıca, çatışmanın genişlemesi halinde Türkiye'nin Katar ve Libya gibi diğer bölgesel dosyalardaki manevra alanı daralabilir. Ankara'nın bu krizde denge politikası izlemesi ve diplomatik girişimlerde bulunması beklenmektedir.