İsrail’de siyasi yelpazenin her kesiminden güçlü bir tepki yükseliyor: ABD ile İran arasında şekillenmekte olan nükleer anlaşma, İran’ın bölgesel faaliyetleri ve balistik füze programı gibi temel güvenlik tehditlerini ele almıyor. İsrailli yetkililer ve analistler, anlaşmanın İran’ın nükleer faaliyetlerini sınırlandırmaya odaklanırken, Tahran’ın Ortadoğu’daki vekil güçler aracılığıyla yürüttüğü istikrarsızlaştırıcı politikaları ve İsrail’i hedef alan silahlanma çabalarını görmezden geldiğini savunuyor. Özellikle İran’ın uranyum zenginleştirme kapasitesine getirilen kısıtlamaların süresinin sınırlı olması, anlaşmanın uzun vadede etkisiz kalacağı endişesini artırıyor.
Anlaşmanın Arka Planı ve İsrail'in Endişeleri
ABD ve İran arasında yürütülen müzakereler, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (JCPOA) yeniden canlandırılması hedefini taşıyor. Dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın 2018’de tek taraflı olarak çekildiği anlaşma, İran’ın nükleer programını kısıtlama karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak İsrail, anlaşmanın İran’ın nükleer silah üretme kapasitesini kalıcı olarak engellemediğini, aksine Tahran’a uluslararası meşruiyet ve mali kaynak sağlayarak bölgesel nüfuzunu artırmasına yol açtığını iddia ediyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, anlaşmaya yönelik sert eleştirilerini her fırsatta dile getiriyor. Netanyahu, geçtiğimiz haftalarda yaptığı bir açıklamada, “İran’a yaptırımların kaldırılması, terörün finansmanı anlamına gelir” ifadelerini kullandı. İsrail Savunma Bakanlığı’na bağlı kurumlar da anlaşmanın İran’ın bölgesel milis güçleri üzerindeki etkisini azaltmadığına dikkat çekiyor. Özellikle Lübnan’daki Hizbullah ve Suriye’deki İran destekli gruplar, İsrail için doğrudan tehdit oluşturmaya devam ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Anlaşmanın yeniden canlandırılması, Ortadoğu’da dengeleri kökten değiştirme potansiyeli taşıyor. İran’ın ekonomik olarak rahatlaması, bölgedeki vekil savaşlara daha fazla kaynak aktarmasına olanak tanıyabilir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri de anlaşmayı temkinli karşılıyor. Bu ülkeler, İran’ın nükleer programını denetleme mekanizmasının yetersiz kalmasından endişe ediyor.
ABD cephesinde ise Başkan Joe Biden yönetimi, anlaşmanın İran’ın nükleer silah elde etmesini engellemek için en iyi diplomatik araç olduğunu savunuyor. Bununla birlikte, anlaşmanın bölgesel güvenlik mimarisinde yaratacağı boşluğu doldurmak için İsrail ve Körfez ülkeleriyle koordinasyonu artırma sinyali veriyor. İsrail ise anlaşma koşullarından bağımsız olarak, İran’ın askeri kapasitesine karşı önleyici tedbirler almaya devam edeceğini açıkladı. Geçtiğimiz aylarda İran’ın nükleer tesislerine yönelik siber saldırılar ve suikastların arkasında İsrail’in olduğu iddiaları, bu gerilimin boyutunu gözler önüne seriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye’nin Ortadoğu politikasını doğrudan etkiliyor. Ankara, İran’a yönelik yaptırımların hafiflemesi halinde enerji ticaretinde yeni fırsatlar görebilir. Ancak İran’ın bölgesel nüfuzunun artması, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki çıkarlarıyla çatışma riski taşıyor. Ayrıca, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları azaltması, Türkiye’nin bu ülkeyle ticaretini genişletme hedefini destekleyebilir. Öte yandan, İsrail’in güvenlik endişeleri ve olası askeri müdahale senaryoları, Doğu Akdeniz’deki enerji işbirliğini de sıkıntıya sokabilir. Türkiye, bu denklemde hem Rusya hem de ABD ile ilişkilerini dengelemek durumunda kalacaktır.