ABD Başkanı Donald Trump'ın yeniden göreve başlamasıyla birlikte İran politikası, uluslararası toplumun gündemindeki en sıcak başlıklardan biri haline geldi. Trump'ın ilk döneminde attığı adımlar—2018'de Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (KOEP) tek taraflı çekilme ve yeniden uygulanan yaptırımlar—İran'la ilişkileri derin bir krize sokmuştu. Yeni dönemde ise Başkan'ın 'azami baskı' politikasını sürdürüp sürdürmeyeceği veya diplomatik bir açılıma gidip gitmeyeceği merak konusu. Bu belirsizlik, yalnızca Tahran yönetimini değil, aynı zamanda Körfez ülkelerinden Avrupa başkentlerine kadar geniş bir coğrafyada stratejik hesapları etkiliyor.
Trump'ın İran Politikasının Arka Planı
Trump'ın İran'a yönelik tutumu, ilk başkanlık döneminde belirgin bir şekilde sertleşmişti. 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşma, Obama yönetiminin diplomatik bir zaferi olarak görülüyordu; ancak Trump, bu anlaşmayı 'rezil bir anlaşma' olarak nitelendirerek 2018'de ABD'yi anlaşmadan çekmişti. Bu kararın ardından İran'a yönelik ekonomik yaptırımlar yeniden yürürlüğe konuldu; petrol ihracatı hedef alındı, bankacılık işlemleri kısıtlandı. Tahran yönetimi buna karşılık uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırarak anlaşmanın sınırlarını aştı. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) raporlarına göre, İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoğu silah seviyesine yaklaştı ve bu durum bölgesel gerginliği daha da tırmandırdı.
Yeni başkanlık döneminde Trump'ın önceliklerinin ne olacağına dair ipuçları, seçim kampanyası sırasında verdiği mesajlarda bulunuyor. Bir yandan 'Amerika Birinci' anlayışıyla devam edeceğini vurgularken, diğer yandan İran ile müzakere masasına oturmaya açık olduğunu ima eden açıklamalar yaptı. Özellikle Suudi Arabistan ve İsrail'in teşvikleriyle şekillenen bölgesel dengeler, Trump'ın kararlarında belirleyici olabilir. İran'ın ise ekonomik zorluklar ve iç huzursuzluklarla boğuştuğu bir dönemde, yeni yaptırımlar yerine diplomatik bir çıkış yolunu tercih edebileceği yorumları yapılıyor. Ancak her iki tarafın da güven bunalımı, mevcut durumun çözümünü zorlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
ABD-İran gerilimi, sadece iki ülkeyi ilgilendirmiyor; Ortadoğu'nun istikrarı açısından kritik bir öneme sahip. İran'ın nükleer programına ilişkin endişeler, İsrail'in olası askeri müdahale senaryolarını gündemde tutarken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri de gelişmeleri yakından izliyor. Hürmüz Boğazı üzerinden geçen petrol trafiği, herhangi bir askeri çatışmanın küresel enerji piyasalarını altüst edebileceği anlamına geliyor. Bu nedenle Avrupa Birliği ve Çin, iki taraf arasında arabuluculuk çabalarını sürdürüyor; ancak ABD'nin tek taraflı yaptırım kararları bu çabaları zaman zaman sekteye uğratıyor.
Uzmanlara göre, Trump'ın İran konusundaki 'açmazı', aslında Amerika'nın Ortadoğu'daki azalan etkisinin bir yansıması. Rusya'nın Ukrayna savaşı nedeniyle dikkatinin Avrupa'da olması, Çin'in ise ekonomik ve askeri olarak yükselişi, ABD'nin kaynaklarını bölmek zorunda bırakıyor. Bu bağlamda Washington, İran'a yönelik sert bir tutum sergilerken bile maliyetli bir askeri müdahaleden kaçınmak istiyor. Tahran'ın ise uzun yıllardır uygulanan yaptırımlara rağmen dirençli bir ekonomi ve dış ilişkiler ağı geliştirebildiği gözlemleniyor. Özellikle Rusya ve Çin ile artan enerji ve askeri iş birliği, İran'ın uluslararası izolasyonunu kısmen hafifletiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerilimi, Türkiye'yi doğrudan etkileyen bir konu olarak öne çıkıyor. Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını komşusu İran'dan karşılıyor; bu nedenle yaptırımların sıkılaştırılması, Türk enerji sektörü üzerinde baskı oluşturabilir. Aynı zamanda Suriye ve Irak'ta iş birliği yapılan İran'la ilişkilerin bozulması, bu bölgelerdeki güvenlik denklemini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, hem Batı ile ittifakını koruma hem de İran'la ekonomik ve siyasi bağlarını sürdürme arasında denge kurmaya çalışıyor. Bu nedenle Ankara, diplomasiye öncelik verilmesinden ve bölgesel istikrarın korunmasından yana; tansiyonun yükselmesi halinde sığınmacı akını, ticaret kayıpları ve terörle mücadelede aksaklıklar gibi risklerle karşı karşıya kalabilir.