Birleşmiş Milletler (BM) ile İsrail arasındaki ilişkiler, son yıllarda tarihinin en düşük seviyesine indi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'i 'teröristlere bahane bulan' bir isim olarak suçlaması, İsrail'in BM'nin Filistin meselesindeki tutumunu sürekli eleştirmesi ve Birleşmiş Milletler Yakın Doğu Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı'nın (UNRWA) faaliyetlerinin engellenmesi gibi gelişmeler, bu gerilimi tırmandırdı. Peki, bu düşmanlığın kökenleri nereye dayanıyor ve iki taraf arasındaki kopuş nasıl bu noktaya geldi?
Gelişmenin arka planı
İsrail ile BM arasındaki ilişkilerin kökeni, 1947'de BM Genel Kurulu'nun Filistin'i bölme planına kadar uzanır. İsrail bu planı kabul etmiş, ancak Arap ülkeleri reddetmiştir. 1948'de İsrail'in bağımsızlığını ilan etmesi ve ardından gelen Arap-İsrail savaşı, yüz binlerce Filistinlinin mülteci durumuna düşmesine yol açtı. BM, bu mültecilere yardım etmek için 1949'da UNRWA'yı kurdu. Ancak İsrail, kuruluşundan bu yana BM'yi kendisine karşı önyargılı olmakla suçlamıştır. Özellikle 1975'te BM Genel Kurulu'nun Siyonizm'i ırkçılıkla eşitleyen kararı (karar 3379) ilişkileri ciddi şekilde gerdi; bu karar 1991'de yürürlükten kaldırıldı. Son yıllarda ise gerilim daha da arttı. 2022'de İsrail Dışişleri Bakanı, BM İnsan Hakları Konseyi'ni 'antisemitik bir kurum' olarak nitelendirmişti. 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e düzenlediği saldırıların ardından Gazze'de başlayan savaş, iki taraf arasındaki ilişkileri daha da derin bir krize soktu. İsrail, BM yetkililerini ve kurumlarını Hamas'ı desteklemekle suçlarken, BM de İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarını sık sık kınadı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gerginlik, yalnızca ikili ilişkileri etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda bölgesel ve küresel güç dengelerini de etkiliyor. ABD, İsrail'in en güçlü müttefiki olarak BM Güvenlik Konseyi'nde sık sık İsrail aleyhine kararları veto ederken, Çin ve Rusya gibi ülkeler Filistin yanlısı bir tutum sergiliyor. Avrupa Birliği ise bölgede iki devletli çözümü savunuyor, ancak bu konudaki tutumu zaman zaman eleştiriliyor. İsrail'in BM'ye yönelik açık düşmanlığı, uluslararası toplumda yalnızlaştığı algısını güçlendiriyor ve uluslararası hukukun uygulanabilirliği konusunda endişeler yaratıyor. Öte yandan, BM'nin Gazze'deki insani yardım operasyonlarını sürdürmekteki zorlukları, Filistinli sivillerin durumunu daha da kötüleştiriyor. İsrail'in UNRWA'ya yönelik kısıtlamaları ve ajansın finansmanının kesilmesi, mülteci kamplarında yaşayan yüz binlerce kişinin temel ihtiyaçlarının karşılanamamasına yol açıyor. Bu durum, bölgede insani bir felaketin eşiğine gelinmesine neden oluyor. BM İnsan Hakları Konseyi'nin İsrail aleyhine aldığı raporlar ve kararlar ise Tel Aviv yönetiminin uluslararası alanda itibarını zedeliyor. İsrail, savaş sırasında BM personelinin can güvenliğini sağlamadığı gerekçesiyle BM'yi etkisizlikle suçluyor, BM ise İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiğini savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme Türkiye'yi doğrudan etkileyen bir konu değil, ancak bölgesel istikrar ve uluslararası hukuk açısından önemli sonuçlar doğuruyor. Türkiye, Filistin davasını destekleyen ve İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını kınayan bir ülke olarak, BM'nin etkinliğinin azalmasını endişeyle izliyor. Ankara, iki devletli çözümün ve BM kararlarının uygulanmasının bölgesel barış için kritik olduğunu düşünüyor. Ayrıca Türkiye'nin, İsrail ile ilişkilerindeki normalleşme çabalarına rağmen, Gazze'deki insani krizin derinleşmesi ve BM'nin zayıflaması, bölgesel güvenlik açısından yeni tehditler oluşturabilir. Türkiye'nin bu süreçte arabuluculuk rolü oynaması ve uluslararası toplumu harekete geçirmeye çalışması bekleniyor. Özellikle Türkiye'nin BM platformlarında Filistinlilerin haklarını savunma politikası, bu krizde daha da önem kazanıyor. Bu bağlamda, Türkiye'nin önümüzdeki dönemde BM reformu ve Filistin meselesinde daha yapıcı bir rol üstlenmesi muhtemel görünüyor.