İsrail güvenlik güçleri ve silahlı Yahudi yerleşimciler, işgal altındaki Batı Şeria'nın farklı noktalarında düzenledikleri operasyon ve saldırılarda çok sayıda Filistinliyi yaraladı ve gözaltına aldı. Görgü tanıklarının aktardığına göre, özellikle Nablus, Cenin ve El-Halil kentleri çevresinde yaşanan olaylarda İsrail askerleri Filistinli gençlere plastik mermi ve gerçek mermiyle ateş açtı. Filistin Kızılayı ekipleri, en az 15 kişinin yaralandığını, bazılarının durumunun ağır olduğunu bildirdi. İsrail ordusu ise operasyonların 'terörle mücadele' kapsamında yürütüldüğünü öne sürdü.
Yerleşimci şiddeti ve gözaltılar artıyor
Son haftalarda Batı Şeria'da tırmanan yerleşimci şiddeti, uluslararası toplumun dikkatini yeniden bölgeye çekti. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, 2024'ün ilk üç ayında yerleşimcilerin Filistinlilere yönelik saldırıları geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 40 arttı. Bu saldırıların birçoğu, İsrail ordusunun gözetiminde veya doğrudan desteğiyle gerçekleşiyor. Gözaltına alınan Filistinlilerin çoğu, yasa dışı yerleşim karakollarına yakın köylerde yaşayan çiftçilerden oluşuyor. İsrail yönetimi, yerleşimcilerin 'meşru savunma' hakkını kullandığını savunurken, insan hakları örgütleri bu durumun sistematik bir toprak gaspı politikasının parçası olduğunu vurguluyor.
Son olaylarda, Nablus yakınlarındaki Huwara kasabasında bir grup yerleşimci, Filistinli bir ailenin evine molotof kokteyli attı; çıkan yangında ev kullanılamaz hale geldi. Cenin mülteci kampında düzenlenen gece operasyonunda ise İsrail askerleri en az 12 Filistinliyi gözaltına alırken, çıkan çatışmalarda iki Filistinli yaralandı. El-Halil'in Eş-Şeyh bölgesinde ise bir grup yerleşimci, Filistinli çobanların hayvanlarına saldırdı ve çobanları darp etti. Bu olaylar, bölgedeki tansiyonun giderek yükseldiğini gösteriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Batı Şeria'daki bu gelişmeler, Gazze'deki savaşın gölgesinde yaşanıyor. Uluslararası toplumun ateşkes çağrılarına rağmen İsrail'in Batı Şeria'daki askeri operasyonları ve yerleşimci saldırıları, iki devletli çözümün giderek imkânsız hale geldiği yorumlarına yol açıyor. ABD'nin bölgeye özel temsilcisi Jake Sullivan'ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, 'Batı Şeria'daki şiddetin azaltılması için İsrail'e baskı yaptıklarını' söylemesi, Washington'un da bu durumdan rahatsız olduğunu ortaya koyuyor. Ancak İsrail hükümeti, yerleşim politikalarında geri adım atmaya yanaşmıyor. Özellikle Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'in 'Batı Şeria'nın İsrail'in bir parçası olduğu' yönündeki açıklamaları, bölgedeki gerilimi daha da artırıyor.
Avrupa Birliği ise yaptığı yazılı açıklamada, 'Yerleşimci şiddetinin kabul edilemez olduğunu' belirterek tarafları itidale çağırdı. BM Güvenlik Konseyi'nin bölgeyle ilgili olağanüstü toplantı talebi ise İsrail'in müttefiki ABD tarafından henüz onaylanmadı. Bu durum, uluslararası mekanizmaların işlevsizliğini gözler önüne seriyor. Filistin yönetimi, bu saldırıların 'savaş suçu' anlamına geldiğini belirterek Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne başvuracağını duyurdu.
Bölgedeki analistlere göre, Batı Şeria'daki bu istikrarsızlık yalnızca Filistin-İsrail çatışmasını değil, aynı zamanda Ürdün'ün iç güvenliğini de tehdit ediyor. Ürdün, Batı Şeria'daki kutsal mekânların koruyucusu olduğunu iddia ediyor ve buradaki gelişmeleri yakından izliyor. Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi, 'Batı Şeria'daki patlama riskinin bölgenin tamamını etkileyeceğini' söyleyerek uluslararası topluma çağrıda bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu Filistin davasına ilişkin tutumunu güçlendiriyor. Türkiye, başta Gazze olmak üzere Filistin'deki saldırıları kınayan açıklamalar yapmış ve İsrail'e yönelik ticari kısıtlamalar uygulamıştı. Batı Şeria'daki bu yeni şiddet dalgası, Ankara'nın bölgedeki diplomatik girişimlerini haklı çıkarıyor. Türkiye ayrıca, Filistin devletinin tanınması için uluslararası platformlarda kampanya yürütüyor; bu tür olaylar, söz konusu kampanyanın önemini artırıyor. Öte yandan, bölgedeki istikrarsızlığın Türkiye'nin güvenliğine doğrudan bir etkisi olmasa da, Orta Doğu'daki dengeleri değiştirebilecek uzun vadeli sonuçları olabilir. Dolayısıyla Ankara'nın, Filistin halkının haklarını koruma yönündeki politikasını sürdürmesi ve bu konuda uluslararası kamuoyunu bilinçlendirmeye devam etmesi beklenir.