İşgal altındaki Batı Şeria'da sabah saatlerinde geniş çaplı bir operasyon başlatan İsrail ordusu ve silahlı yerleşimciler, birçok köyü basarak gözaltılar gerçekleştirdi ve mülklere zarar verdi. Görgü tanıkları, Cenin, Nablus ve El-Halil kentlerine bağlı köylerde eş zamanlı baskınlar yapıldığını, en az 12 Filistinlinin gözaltına alındığını ve bazı evlerin arama amacıyla didik didik arandığını aktardı. Baskınlar sırasında yerleşimcilerin çiftlik hayvanlarına saldırdığı ve zeytin ağaçlarını kestiği yönünde tanık ifadeleri de yer alıyor.
Baskınların Ayrıntıları ve Artan Gerilim
Ordu birlikleri, özellikle Cenin yakınlarındaki Kafr Dan ve Nablus'un doğusundaki Akraba köylerinde yoğunlaştı. Akraba'da bir grup silahlı yerleşimcinin, Filistinli bir çobanı darp ettiği ve 30'dan fazla koyununu telef ettiği belirtiliyor. Ordu sözcüsü, operasyonun "terörle mücadele" kapsamında yapıldığını ve "şüphelilerin arandığını" açıklasa da, Filistin resmi ajansı WAFA'ya konuşan yerel yetkililer, gözaltına alınanların çoğunun sivil olduğunu ve hiçbir suçlama yöneltilmediğini ifade ediyor.
Son haftalarda Batı Şeria'da gerilim zaten tırmanıyordu. Ocak ayı başında Cenin mülteci kampına düzenlenen kapsamlı operasyonda 10 Filistinli öldürülmüş, ardından yerleşimcilerin bir dizi köyde misilleme saldırıları yaşanmıştı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2023 yılında Batı Şeria'da yerleşimci şiddeti olaylarında yüzde 50'lik artış kaydedildi. Bu baskınlar, Gazze'de ateşkesin sağlanmasının ardından Batı Şeria'da artan ordu operasyonlarının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Ordu yetkilileri, yerleşimcilerin ordu konvoylarına katılarak köylere girdiğini doğrularken, bu durumun uluslararası hukuka aykırı olduğu yönünde eleştiriler yükseliyor. İsrail insan hakları örgütü B'Tselem, konuya ilişkin yaptığı açıklamada "Ordu, yerleşimcilerin korunmasından sorumlu olması gerekirken, onlarla birlikte saldırıya katılıyor; bu, savaş suçu teşkil eder." ifadelerini kullandı.
Bölgesel ve Küresel Tepkiler
Filistin Yönetimi, saldırıları kınayarak uluslararası topluma acil müdahale çağrısında bulundu. Başbakan Muhammed Iştiyye başkanlığında toplanan kabine, "Bu saldırılar, Filistin halkına karşı yürütülen sistematik bir etnik temizlik politikasının parçasıdır" açıklamasını yaptı. Ürdün ve Mısır, İsrail'e tepki gösterirken, Mısır Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada "Batı Şeria'da tırmanış, bölgesel güvenliği tehdit etmektedir" denildi.
Uluslararası toplumdan da tepkiler gecikmedi. ABD Dışişleri Bakanlığı, "İsrail'in meşru güvenlik endişelerini anlamakla birlikte, yerleşimci şiddetinin kabul edilemez olduğunu ve tüm tarafların itidal göstermesi gerektiğini" belirten sakinleştirici bir açıklama yaptı. Avrupa Birliği ise daha sert bir dil kullandı: "İsrail güçlerinin yerleşimci saldırılarına katılması veya bunlara göz yumması kabul edilemez. Uluslararası hukuk açıkça ihlal edilmektedir." Birleşmiş Milletler Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland, tarafları "uçurumun kenarından dönmeye" çağırdı ve "Bu durum, iki devletli çözümün temelini baltalamaktadır" dedi.
Bölgedeki analistler, bu tür baskınların, İsrail'in aşırı sağcı hükümetinin yerleşim politikalarını hızlandırmasıyla birlikte, Batı Şeria'da yeni bir intifada dalgasını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. Filistinli gruplar, özellikle Hamas ve İslami Cihad, "işgale karşı direnişin süreceğini" açıkladı ve Kassam Tugayları, Batı Şeria'daki savaşçılarına "yerleşimcilere ve askerlere karşı operasyonları artırma" talimatı verdiğini duyurdu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteğin arka planında, bölgesel istikrarı doğrudan etkileyen bir unsur olarak öne çıkıyor. Türkiye, Birleşmiş Milletler nezdinde yaptığı açıklamalarda İsrail'in uluslararası hukuku ihlal eden uygulamalarını kınamakta ve iki devletli çözümü savunmaktadır. Batı Şeria'daki bu tırmanış, Türkiye'nin Orta Doğu'daki diplomatik girişimlerini zorlaştırabilir ve bölgedeki mülteci akınlarını artırarak güvenlik endişelerini derinleştirebilir. Ayrıca, Türkiye'nin İsrail ile ilişkileri bağlamında, bu tür olaylar kamuoyunda tepkiye yol açmakta ve hükümetin Filistin yanlısı söylemini güçlendirmektedir. Türkiye'nin, Filistin topraklarının işgaline karşı uluslararası hukuk çerçevesindeki tutumu, bu tür olaylarla birlikte daha da belirginleşmektedir; ancak ekonomik ve stratejik ilişkilerin de göz önünde bulundurulduğu dengeli bir dış politika izlenmesi muhtemeldir.