İsrail güçleri, işgal altındaki Doğu Kudüs'ün kuzeybatısındaki Qalandiya köyünde iki katlı bir evi, izinsiz inşa edildiği gerekçesiyle yıktı. Kudüs Valiliği'nden yapılan açıklamaya göre, yıkım sonucunda 15 üyeli iki Filistinli aile evsiz kaldı. Olay, İsrail'in Doğu Kudüs'teki Filistin yapılaşmasına yönelik yıkım politikasının son örneği olarak kayıtlara geçti. Görgü tanıkları, sabah saatlerinde bölgeye gelen İsrail polisi ve belediye ekiplerinin evi boşalttıktan sonra iş makineleriyle yıktığını aktardı. Ailelerin eşyalarını çıkarmak için yeterli süre verilmediği belirtilirken, bölgede gerginlik yaşandı.
Yıkımın arka planı: İzin sisteminin zorlukları
İsrail'in Doğu Kudüs'teki imar politikaları, Filistinlilerin yapılaşma izni almasını neredeyse imkânsız hale getiriyor. İsrail makamları, 1967'den bu yana işgal altındaki Doğu Kudüs'te Filistinlilere ait yapıların büyük bölümünü "izinsiz" ilan ediyor. Filistinli ailelerin inşaat ruhsatı başvurularının büyük çoğunluğu reddediliyor ya da uzun süre sonuçlanmıyor. BM verilerine göre, 2009-2020 yılları arasında Doğu Kudüs'te Filistinlilere ait 1.100'den fazla bina yıkıldı. Bu yıkımlar, Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri tarafından uluslararası hukuka aykırı olarak nitelendiriliyor. Qalandiya'daki yıkım da bu bağlamda, İsrail'in "kentsel planlama" adı altında Filistin varlığını zayıflatma iddialarını gündeme getiriyor.
Yıkılan evin sahiplerinden Muhammed Ebu Deyye, AA muhabirine yaptığı açıklamada, evde iki aile olarak yaşadıklarını, 12 çocuğun bulunduğunu ve geceyi sokakta geçirdiklerini söyledi. Ebu Deyye, "Bu evde 30 yıldır oturuyorduk. Defalarca ruhsat başvurusu yaptık ama sonuç alamadık. Şimdi sokaktayız, yetkililerden yardım bekliyoruz" dedi. Komşular, yıkım sırasında bazı ailelerin eşyalarını kurtarmak için çaba gösterdiğini, ancak müdahalenin hızlı olduğunu aktardı.
Bölgesel ve uluslararası boyut
İsrail'in Doğu Kudüs'teki yıkım politikaları, uluslararası toplumun sürekli eleştirilerine konu oluyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, bu tür yıkımların iki devletli çözümü baltaladığını ve bölgedeki istikrarı tehdit ettiğini vurguluyor. ABD yönetimi ise son dönemde İsrail'in bu politikalarına karşı daha açık bir tavır almaya başladı; ancak uygulamada bir değişiklik olmadı. Qalandiya'daki yıkım, özellikle Gazze'deki ateşkes görüşmelerinin sürdüğü bir dönemde gerçekleşti. Filistinli yetkililer, İsrail'in bu tür eylemlerinin barış çabalarını sabote ettiğini ve bölgede yeni bir çatışma dalgasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Ayrıca, Doğu Kudüs'ün demografik yapısını değiştirmeye yönelik girişimlerin uluslararası hukuka aykırı olduğunu hatırlatıyor.
İsrail hükümeti ise yıkım kararının yasalara dayandığını ve ruhsat süreçlerinin herkese eşit uygulandığını savunuyor. Ancak Filistin tarafı, Doğu Kudüs'teki imar planlarının Filistinlilerin yaşam alanlarını daraltacak şekilde tasarlandığını belirtiyor. İsrail sivil toplum örgütü İr Amim'in raporlarına göre, Doğu Kudüs'te Filistinlilerin inşaat ruhsatı alma başarı oranı yalnızca yüzde 3. Bu durum, yıkımların kaçınılmaz olduğu bir sistem yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Kudüs konusundaki hassasiyetini bir kez daha ön plana çıkarıyor. Türkiye, Kudüs'ün statüsünün korunması ve Filistinlilerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini her platformda dile getiriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir" söylemi, Ankara'nın bu konudaki kararlılığını gösteriyor. Bu olay, Türkiye'nin BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi uluslararası mecralarda İsrail aleyhine girişimlerini güçlendirebilir. Ayrıca, Türkiye'nin insani yardım kuruluşları aracılığıyla evsiz kalan ailelere destek sağlaması ve bölgedeki Filistinlilerin yanında yer aldığı mesajını vermesi beklenebilir. Bu tür yıkımlar, Türk dış politikasının Filistin davasına verdiği desteğin önemini vurgularken, bölgesel bir tepki doğurma potansiyeli taşıyor.