İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, 9 Şubat 2025 Pazar günü işgal altındaki Lübnan topraklarında bulunan Bofor Kalesi’ne (Beaufort Castle) düzenlediği saha ziyareti sırasında, ateşkes anlaşmasının herhangi bir ihlali durumunda Lübnan’a karşı “hızlı bir saldırı” başlatacakları tehdidinde bulundu. İsrail ordusundan yapılan yazılı açıklamaya göre Zamir, bölgedeki askeri birlikleri denetlerken yaptığı konuşmada, “Ateşkesin ihlal edilmesi durumunda anında ve güçlü bir karşılık verilecektir. Lübnan tarafı herhangi bir provokasyondan kaçınmalıdır” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, İsrail ile Lübnan arasında Kasım 2024’te varılan ateşkes anlaşmasının ardından en üst düzey askeri yetkili tarafından yapılan en sert uyarı olarak kayıtlara geçti.
Bofor Kalesi’nin sembolik ve stratejik önemi
İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyindeki işgal altındaki Bofor Kalesi’nde konuşlanması, bölgedeki askeri varlığını pekiştirme çabası olarak yorumlanıyor. Haçlı Seferleri döneminden kalma bu tarihi kale, stratejik bir tepe üzerinde yer alması nedeniyle Litani Nehri vadisinden kuzey Lübnan’a kadar geniş bir alanı kontrol altında tutma imkânı sağlıyor. İsrail, 1982’de Lübnan’ı işgal ettiğinde ilk hedeflerinden biri olan Bofor Kalesi, daha sonra 2000 yılında çekilme kararı alana kadar işgal altında kalmıştı. 7 Ekim 2023’te başlayan Gazze savaşının ardından Hizbullah’ın kuzey cephesini açmasıyla birlikte İsrail ordusu, ekim ayı sonlarında kaleyi yeniden ele geçirerek burayı askeri üs haline getirdi. Uzmanlar, Zamir’in bu ziyaretinin, İsrail’in Lübnan’daki askeri varlığını kalıcı hale getirme niyetinin bir işareti olduğu görüşünde.
Ateşkes anlaşması ve ihlal iddiaları
İsrail ile Lübnan arasında 27 Kasım 2024’te yürürlüğe giren ateşkes anlaşması, İsrail güçlerinin güney Lübnan’dan kademeli olarak çekilmesini, Lübnan ordusunun Litani Nehri’nin güneyinde konuşlanmasını ve Hizbullah’ın silahlı varlığını bölgeden uzaklaştırmasını öngörüyor. Ancak anlaşmanın uygulanmasında taraflar arasında ciddi anlaşmazlıklar bulunuyor. İsrail, Lübnan ordusunun Hizbullah’ın yeniden silahlanmasını engelleyemediğini ileri sürerken, Lübnan ise İsrail’in işgal ettiği topraklardan çekilmediğini ve ateşkesi sürekli ihlal ettiğini belirtiyor. Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) verilerine göre, ateşkesin başlamasından bu yana İsrail tarafından 200’den fazla ihlal kaydedildi. Zamir’in son tehdidi, İsrail’in askeri seçeneği masada tutarak diplomatik süreci baskı altına alma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Lübnan’daki tansiyon, sadece iki ülke arasındaki bir çatışma olmanın ötesinde, bölgesel güç dengelerini yakından ilgilendiriyor. İran destekli Hizbullah, son çatışmalarda ağır kayıplar vermesine rağmen hâlâ önemli bir askeri kapasiteye sahip. İsrail’in Lübnan’a yönelik olası bir geniş çaplı operasyonu, Hizbullah’ın roket ve füze kapasitesini devreye sokmasına yol açabilir. Bu durum, İsrail’in kuzey şehirlerini tehdit altına sokarken, Suriye ve Irak’taki İran yanlısı milislerin de müdahil olmasıyla bölgesel bir savaşa dönüşme riski taşıyor. Öte yandan ABD ve Fransa’nın arabuluculuğunda yürütülen diplomatik çabalar, ateşkesin kalıcı hale getirilmesini hedefliyor. Ancak İsrail’in son tehditkâr açıklamaları, müzakerelerin ne kadar kırılgan bir zeminde ilerlediğini gözler önüne seriyor. Uluslararası toplum, taraflara itidal çağrısı yaparken, bölgede yeni bir çatışma dalgasının fitilinin ateşlenmesinden endişe ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan’daki gelişmeleri yakından takip ediyor. İsrail-Lübnan hattında artan gerilim, Doğu Akdeniz’deki güç dengelerini etkileme potansiyeli taşıyor. Olası bir çatışma, Lübnan’daki siyasi istikrarı daha da zayıflatabilir ve Türkiye’nin bölgedeki ekonomik ve insani yardım çabalarını sekteye uğratabilir. Ayrıca, İsrail’in Lübnan’daki işgalci tutumu, Türkiye’nin Filistin davasına verdiği destek çerçevesinde diplomatik tepkilere yol açabilir. Bölgesel güvenlik açısından ise, İsrail’in saldırgan söylemi, Türkiye’nin itidal ve diyalog çağrılarını daha da önemli hale getiriyor. Türkiye, bu süreçte hem Lübnan’ın toprak bütünlüğünü destekleyen hem de bölgesel barışı önceleyen bir pozisyon alarak, krizin derinleşmesini engellemeye çalışacaktır.