İsrail'in önde gelen gazetelerinden Haaretz'in kapsamlı bir soruşturmasına göre, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Gazze Şeridi'nde faaliyet gösteren silahlı çetelere ve hatta uyuşturucu satıcılarına silah ve mühimmat sağlayarak bu grupların "savaş suçu" niteliğindeki eylemlere katılmasını teşvik etti. Gazze'deki kaynaklara dayandırılan haberde, İsrail ordusunun bu gruplara lojistik destek verdiği, karşılığında da bu grupların Filistinli sivillere yönelik şiddet eylemlerinde bulunduğu ve evleri yağmaladığı öne sürülüyor. Bu iddialar, Gazze'deki insani durumun her geçen gün kötüleştiği bir dönemde uluslararası toplumun dikkatini yeniden İsrail'in savaş yöntemlerine çevirmesine neden oldu.
Gelişmenin arka planı
Haaretz'in haberine göre, İsrail ordusu 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşı sırasında, bölgedeki aşiret yapılarını ve suç örgütlerini kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalıştı. Gazze'nin kuzeyinde ve güneyinde faaliyet gösteren silahlı gruplara, özellikle de İsrail'e yakınlığıyla bilinen bazı ailelere ait çetelere silah ve mühimmat dağıtıldığı belirtiliyor. Bu grupların, Hamas'ın kontrolündeki bölgelerde kargaşa yaratmak, lojistik hatları kesmek ve sivil halkı göçe zorlamak amacıyla kullanıldığı ifade ediliyor.
Haberin en çarpıcı bölümlerinden biri, İsrail ordusunun bu çetelere sadece silah sağlamakla kalmayıp aynı zamanda onlara hareket serbestisi tanıdığı ve bazı durumlarda doğrudan operasyonel talimatlar verdiği iddiası. Gazze'deki görgü tanıklarının ifadelerine göre, bu silahlı kişiler İsrail askerlerinin kontrol noktalarından rahatça geçebiliyor, hatta bazı durumlarda İsrail zırhlı araçlarının koruması altında hareket ediyorlardı. Bu durum, İsrail ordusunun Gazze'deki tüm sivil halkı düşman olarak gören bir yaklaşım benimsediği şeklinde yorumlanıyor.
Uyuşturucu satıcılarının da bu operasyonlarda kullanıldığı iddiası ise haberin en dikkat çekici detaylarından birini oluşturuyor. Raporda, İsrail istihbaratının Gazze'deki uyuşturucu kaçakçılığı ağlarına ulaşarak onlara silah ve para teklif ettiği, karşılığında da bu kişilerin Hamas'a karşı istihbarat toplaması ve bazı sabotaj eylemlerine katılması bekleniyor. Ancak bu durumun zamanla kontrolden çıktığı ve söz konusu grupların doğrudan masum Filistinli sivillere yönelik yağma ve şiddet eylemlerine giriştiği aktarılıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Haaretz'in bu haberi, İsrail'in Gazze'deki savaş yöntemlerine ilişkin uluslararası alanda giderek artan eleştirilerin bir parçası olarak değerlendiriliyor. İsrail, daha önce de Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri tarafından Gazze'de ayrım gözetmeyen saldırılar düzenlemekle ve sivil halka karşı orantısız güç kullanmakla suçlanmıştı. Bu yeni iddialar, İsrail'in Gazze'deki savaş hukukunu ihlal ettiği yönündeki suçlamaları daha da güçlendiriyor.
Uzmanlar, İsrail'in silahlandırdığı bu çetelerin bölgede yeni bir güç dengesi yaratabileceği konusunda uyarıyor. Gazze'de Hamas'ın zayıflamasıyla birlikte ortaya çıkan boşlukta aşiret ve suç örgütlerinin güç kazanması, bölgenin gelecekte istikrara kavuşmasını daha da zorlaştırabilir. Ayrıca, İsrail'in bu tür gruplara silah sağlamasının, bölgedeki diğer silahlı grupları da benzer yöntemlere sevk edebileceği ve bunun da Filistin toplumunu parçalayabileceği belirtiliyor.
Bu haber, özellikle Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar işledikleri gerekçesiyle tutuklama emri çıkardığı bir dönemde gündeme gelmesi bakımından önemli. Haaretz'in bu iddiaları, UCM'nin soruşturmasında ek deliller olarak kullanılabileceği gibi, İsrail'in uluslararası arenada daha fazla yalnızlaşmasına da neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek çerçevesinde doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, İsrail'in Gazze'deki saldırılarını defalarca kınayarak, uluslararası toplumun İsrail üzerinde baskı kurması çağrısında bulunuyor. Haaretz'in iddiaları, Türkiye'nin İsrail'e yönelik eleştirilerini haklı çıkaracak nitelikte görülüyor. Ayrıca, bu durumun bölgesel istikrarı daha da tehdit edebileceği ve Türkiye'nin, Filistinlilerin maruz kaldığı insani krize karşı yürüttüğü diplomatik girişimlere yeni bir ivme kazandırabileceği öngörülüyor. Türkiye'nin, bu tür savaş suçlarının hesabının sorulması için uluslararası hukuk mekanizmalarını harekete geçirme çabalarına devam etmesi bekleniyor.