İsrail ile Hamas arasında Gazze'de ateşkes ve rehine takası için yürütülen müzakerelerde, tarafların 'yakınlaştığı' yönündeki haberlere rağmen, uzmanlar anlaşmanın en kritik unsurunun eksik olduğunu vurguluyor: İsrail. Barış sürecinin başarıya ulaşabilmesi için İsrail hükümetinin bu sürece tam anlamıyla dahil olması ve kalıcı bir çözüm için siyasi irade göstermesi gerektiği belirtiliyor. Ancak mevcut koşullarda İsrail'in müzakere masasındaki tutumu, anlaşmanın uygulanabilirliğini ciddi şekilde sorgulatıyor.
Anlaşmanın Eksik Halkası: İsrail'in Tutumu
ABD merkezli bir analiz platformunda yayınlanan değerlendirmede, Gazze'deki insani krizin derinleştiği ve ateşkes çağrılarının arttığı bir dönemde, İsrail'in müzakere sürecine yönelik yaklaşımının anlaşmanın önündeki en büyük engel olduğu ifade ediliyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümetinin, Hamas'ın askeri kanadının imhası ve rehinelerin tamamının serbest bırakılması gibi hedefleri öne sürerken, bu hedeflere ulaşmak için ateşkesi kalıcı olarak kabul etmeye yanaşmadığı belirtiliyor. Bu durum, uluslararası toplumun ateşkes çağrılarına rağmen çatışmaların sürmesine neden oluyor.
Analizde, İsrail'in güvenlik endişelerinin meşru olduğu ancak barışın tesis edilmesi için bu endişelerin diplomatik yollarla ele alınması gerektiği vurgulanıyor. İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim politikaları ve Doğu Kudüs'teki statü değişiklikleri de barış sürecini baltalayan unsurlar arasında sayılıyor. Uzmanlar, İsrail'in müzakere masasına oturmak yerine askeri çözümü önceliklendirmesinin, bölgede kalıcı bir istikrarsızlık yarattığını ve bu durumun hem Filistinliler hem de İsrail vatandaşları için güvenlik riskini artırdığını savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Gazze'deki çatışmaların bölgesel yansımaları giderek büyüyor. İran destekli grupların Lübnan, Suriye ve Yemen'den İsrail'e yönelik saldırıları, çatışmanın genişleme riskini artırıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İsrail ile normalleşme sürecini askıya aldıklarını veya bu süreci şartlara bağladıklarını açıkladı. Bu durum, bölgede yeni bir ittifaklar döneminin kapısını aralıyor. ABD ve Avrupa Birliği'nin ateşkes çağrıları ise İsrail'in askeri operasyonlarına devam etmesi nedeniyle etkisiz kalıyor.
Küresel ölçekte, Gazze'deki insani kriz, uluslararası toplumun Filistin meselesine olan ilgisini yeniden artırdı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda İsrail'e yönelik eleştirilerin dozu yükselirken, Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin savaş suçları soruşturması da devam ediyor. Bu gelişmeler, İsrail'in uluslararası alandaki itibarını zedeliyor ve ülke içinde hükümete yönelik baskıları artırıyor. Ancak İsrail hükümetinin, iç siyasi dinamikler nedeniyle bu baskılara rağmen geri adım atmaya yanaşmadığı görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki çatışmaların sürmesi, Türkiye'nin bölgesel politikalarını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Filistin davasına verdiği destek bağlamında ateşkes çağrılarını yinelerken, Mısır ve Katar ile birlikte arabuluculuk girişimlerinde bulunuyor. İsrail'in müzakerelere yanaşmaması, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu artıran bir faktör ancak aynı zamanda Doğu Akdeniz'deki enerji işbirliği ve ticaret gibi alanlardaki ikili ilişkileri olumsuz etkiliyor. Türkiye'nin, Filistinli gruplar arasında birlik sağlanması ve iki devletli çözüm temelinde kalıcı bir barışın tesisi için önümüzdeki dönemde daha aktif bir rol oynaması bekleniyor. Bu durum, Türk dış politikasının bölgesel istikrarı amaçlayan yaklaşımıyla örtüşüyor.