İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik aylardır süren yoğun askeri operasyonları, Hamas'ı tamamen etkisiz hale getirme ve bölgede kalıcı güvenlik sağlama hedeflerine ulaşamadı. Askeri üstünlük, sahada yıkım ve can kaybını artırsa da İsrail'in ilan ettiği siyasi hedeflerden uzaklaşıldığı görülüyor. Uluslararası gözlemciler, on binlerce sivilin ölümüne yol açan bu stratejinin İsrail'e uluslararası alanda destek kaybettirdiğini ve bölgesel izolasyonunu derinleştirdiğini vurguluyor.
Askeri Güç Siyasi Hedefleri Karşılamıyor
İsrail ordusunun Gazze'deki operasyonları, başlangıçta Hamas'ın askeri altyapısını çökertmek ve İsrailli rehineleri kurtarmak amacıyla başlatılmıştı. Ancak aradan geçen aylara rağmen Hamas'ın tünel ağı ve yerel direniş kapasitesi büyük ölçüde ayakta. İsrailli askeri analistler, örgütün ideolojik ve toplumsal tabanının askeri operasyonlarla yok edilemeyeceğini, aksine her sivil kaybın radikalleşmeyi beslediğini belirtiyor. Gazze'de 30 binden fazla sivilin hayatını kaybetmesi, uluslararası kamuoyunda İsrail'e yönelik tepkileri artırmış durumda.
Ülke içinde de İsrail hükümeti artan bir baskıyla karşı karşıya. Rehinelerin aileleri, hükümetin askeri çözüme öncelik vererek sevdiklerini kurtarma fırsatını kaçırdığını savunuyor. Ordunun yedek birlikleri arasında yorgunluk ve moral bozukluğu gözlemlenirken, ekonomik maliyet de ağırlaşıyor. Savunma harcamalarındaki artış, diğer kamu hizmetlerine ayrılan bütçeyi daraltıyor.
Öte yandan, İsrail'in uluslararası itibarı ciddi ölçüde zedelenmiş durumda. Birçok ülke İsrail'e yönelik silah satışını askıya aldı veya kısıtladı. Uluslararası Adalet Divanı'nda soykırım iddiasıyla açılan dava sürerken, İsrail yönetimi artan bir meşruiyet kriziyle boğuşuyor. Bu durum, İsrail'in bölgesel müttefikleriyle ilişkilerini de olumsuz etkiliyor.
Bölgesel ve Küresel Dengeler Sarsılıyor
Gazze savaşı, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan dengeleri daha da istikrarsızlaştırdı. Lübnan Hizbullah'ı ile artan çatışmalar, Yemen'deki Husilerin Kızıldeniz'deki saldırıları ve İran ile İsrail arasındaki gerilim, bölgesel bir savaş riskini canlı tutuyor. ABD, İsrail'e verdiği desteği sürdürse de, Washington yönetimi sivillerin korunması ve insani yardım konusunda İsrail'e yönelik eleştirilerini sertleştirmiş durumda. Ancak bu eleştiriler, somut bir politika değişikliğine dönüşmüş değil.
Avrupa Birliği ülkeleri arasında da görüş ayrılıkları derinleşiyor. Bazı üyeler İsrail'e yönelik yaptırımları tartışırken, diğerleri İsrail'in güvenlik kaygılarını öne çıkarıyor. Bu bölünme, AB'nin ortak bir dış politika izlemesini zorlaştırıyor. Çin ve Rusya ise İsrail'in eylemlerini uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirerek Batı'nın çifte standardını eleştiriyor ve küresel Güney'de etki alanlarını genişletmeye çalışıyor.
Gazze'deki insani kriz, küresel kamuoyunda da derin yaralar açtı. Birçok ülkede kitlesel protestolar düzenleniyor, üniversitelerde İsrail karşıtı hareketler yükseliyor. Bu durum, İsrail'in yumuşak gücünü ve uluslararası marka değerini zedeliyor. Uzmanlar, askeri zaferin siyasi bir çözüm olmadan kalıcı barış getirmeyeceğini, aksine yeni bir nesil Filistinliyi radikalleştirdiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze savaşında Filistin haklarını savunan en güçlü seslerden biri olarak öne çıkıyor. Ankara, İsrail'e yönelik eleştirilerini sertleştirirken, insani yardım koridorlarının açılması ve kalıcı ateşkes için diplomatik girişimlerini sürdürüyor. Bu süreç, Türkiye'nin bölgesel liderlik iddiasını güçlendirirken, İslam dünyasıyla ilişkilerini pekiştiriyor. Ancak savaşın uzaması, Türkiye'nin ekonomik ve güvenlik çıkarlarını da olumsuz etkiliyor; bölgesel istikrarsızlık, enerji güvenliği ve ticaret yolları üzerinde risk oluşturuyor. Türkiye, bir yandan Batı ile ilişkilerini dengelerken, diğer yandan Filistin davasındaki hassasiyetini koruyarak diplomatik manevra alanını genişletmeye çalışıyor.