İsrail'in devam eden askeri operasyonları ve sıkılaştırılan abluka politikaları, Filistin sağlık sistemini işlemez hale getiriyor. Özellikle kanser, kalp hastalıkları ve böbrek yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunları yaşayan binlerce Filistinli, tedaviye erişememenin bedelini hayatlarıyla ödüyor. Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü yetkilileri, durumu 'insani felaket' olarak nitelendiriyor.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail'in 2007'den bu yana Gazze'ye uyguladığı kara, hava ve deniz ablukası, sağlık sektörünü derinden etkiledi. Tıbbi malzeme, ilaç ve yakıt girişine getirilen kısıtlamalar, hastanelerin temel hizmetleri dahi verememesine yol açtı. Son dönemde yoğunlaşan hava saldırıları ise onlarca sağlık tesisini doğrudan hedef aldı. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, Gazze'deki hastanelerin %70'inden fazlası kısmen veya tamamen hizmet dışı kaldı.
Batı Şeria'da da benzer bir tablo hakim. İsrail askeri kontrol noktaları ve duvarlar, hastaların hastanelere, özellikle de Doğu Kudüs'teki uzman merkezlere ulaşmasını neredeyse imkansız hale getiriyor. Sadece 2023 yılında, tedavi için sevk edilen binlerce hastadan yüzlercesi izin alamadığı için tedavisiz kaldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Filistin sağlık sisteminin çöküşü, sadece Filistinliler için değil, bölgesel istikrar için de büyük bir tehdit oluşturuyor. Kontrolsüz hastalık yayılımı, sınır komşusu Ürdün ve Mısır'ı da etkileyebilir. Ayrıca, bu durum uluslararası toplumun İsrail'e yönelik eleştirilerini artırıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, konuyu savaş suçu kapsamında değerlendiriyor. ABD'nin İsrail'e verdiği koşulsuz destek ise bölgedeki gerginliği tırmandırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği tarihsel destek ve bölgedeki insani yardım çabalarıyla öne çıkıyor. Ancak sağlık sisteminin çöküşü, Türkiye'nin bölgede oluşturmaya çalıştığı istikrar ve kalkınma vizyonunu tehdit ediyor. Türkiye, İsrail ile normalleşme sürecini sürdürürken, Filistin halkının yaşadığı bu insani trajedi, Ankara'nın hem diplomatik hem de ahlaki sorumluluğunu artırıyor. Ayrıca, savaşın genişlemesi halinde Türkiye'nin güney sınırlarına yeni sığınmacı akınları yaşanabilir.