İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) üst düzey komutanları, hükümetin ek savunma bütçesi sağlamaması halinde 2027 yılında ordunun kritik operasyonlarını aksatmak zorunda kalabileceği konusunda uyarıda bulundu. İsrail Devlet Radyosu Kan'ın haberine göre, üst düzey askeri yetkililer, yedek askerlerin konuşlandırılması, istihbarat operasyonları ve İran'la olası yeni bir çatışmaya yönelik hazırlıklar da dahil olmak üzere birçok hayati faaliyetin ciddi şekilde kısıtlanmak zorunda kalacağını belirtti. Yetkililer, özellikle İran'ın nükleer programına yönelik tehditlerin arttığı bir dönemde, bu kısıtlamaların ulusal güvenlik açısından kabul edilemez sonuçlar doğuracağını vurguluyor.
Krizin Arka Planı: Artan Savunma İhtiyaçları ve Bütçe Yetersizliği
İsrail ordusu, son yıllarda hem Gazze'deki Hamas hem de Lübnan'daki Hizbullah ile yaşanan çatışmaların ardından büyük bir yıpranma yaşadı. Askeri yetkililer, 2023'te başlayan ve hala zaman zaman alevlenen çatışmaların, mühimmat stoklarını tükettiğini ve askeri teçhizatın yenilenmesi için acil kaynak ihtiyacı doğurduğunu ifade ediyor. Ayrıca, İsrail'in kuzey sınırında Hizbullah'la yaşanan gerilim ve İran'ın artan nükleer faaliyetleri, ordunun çok cepheli bir savaşa hazırlıklı olmasını zorunlu kılıyor.
Savunma bütçesindeki açık, özellikle ordunun modernizasyon programlarını ve istihbarat toplama kapasitesini doğrudan etkileyecek. Kan'ın haberine göre, üst düzey bir komutan, "Eğer gerekli fon sağlanmazsa, 2027'de yedek askerlerin eğitim tatbikatlarını iptal etmek, bazı istihbarat uydularını devre dışı bırakmak ve İran'a yönelik gizli operasyonları durdurmak zorunda kalabiliriz" dedi. Bu açıklamalar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümeti ile savunma bürokrasisi arasında bütçe pazarlıklarının sürdüğü bir dönemde geldi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İran ve Ötesinde Etkiler
İsrail'in bütçe krizi, yalnızca iç siyasi bir mesele olmanın ötesinde, bölgesel güç dengelerini de yakından ilgilendiriyor. İran'ın nükleer programı konusundaki müzakerelerin durma noktasına gelmesi ve Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırması, İsrail'in askeri seçenekleri masada tutma ihtiyacını artırıyor. Uzmanlar, 2027'de İsrail'in caydırıcılık kapasitesinin zayıflaması halinde, İran'ın bölgedeki vekil güçleri üzerindeki baskıyı artırabileceğini ve Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi İsrail ile normalleşme sürecindeki ülkelerin güvenlik algılarını olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor.
Ayrıca, ABD ile İsrail arasındaki savunma iş birliği de bu krizden etkilenebilir. Washington, İsrail'e yıllık yaklaşık 3,8 milyar dolarlık askeri yardım sağlıyor, ancak bu miktarın artan ihtiyaçları karşılamaktan uzak olduğu belirtiliyor. İsrail ordusunun yeteneklerindeki azalma, ABD'nin Orta Doğu'daki stratejik ortaklık dengelerini de değiştirebilir. Özellikle Çin ve Rusya'nın bölgede artan etkinliği göz önüne alındığında, İsrail'in zayıflaması, küresel güç mücadelesinde yeni bir cephe açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail'in savunma bütçesindeki bu darboğaz, Türkiye'nin bölgesel güvenlik hesaplarını doğrudan etkilemese de, Orta Doğu'daki güç dengesinin değişmesine yol açabilir. Türkiye, Filistin davasına verdiği destek ve İsrail'in Gazze'deki saldırılarına yönelik sert eleştirileriyle bilinse de, askeri kapasitesindeki zayıflama, İsrail'in gelecekte daha öngörülemez davranmasına neden olabilir. Ankara, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları ve Kıbrıs meselesi gibi konularda İsrail ile karşı karşıya gelirken, İsrail ordusunun odaklanması gereken tehditlerin artması, Türkiye'ye bölgesel manevra alanı açabilir. Ancak, Türkiye'nin bölgede istikrarı esas alan politikası göz önüne alındığında, İsrail'in olası bir askeri macerası, tüm bölgeyi etkileyecek bir istikrarsızlık yaratabilir; bu da Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını tehdit eder. Bu nedenle Ankara, gelişmeleri yakından izlemeli ve diplomasi öncelikli yaklaşımını sürdürmelidir.