İsrail işgal yönetimi, işgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere ait binlerce dönüm araziye el koyduğunu duyurdu. Sivil Yönetim Yüksek Planlama Konseyi tarafından alınan karar, yerleşimci trafiğine hizmet eden 60 numaralı karayolunun genişletilmesini öngörüyor. Bu yol, Kudüs’ü güneydeki El-Halil kentine bağlayan ve birçok yasadışı Yahudi yerleşiminden geçen stratejik bir güzergah. Filistinliler, söz konusu arazilerin kendilerine ait olduğunu ve bu kararın uluslararası hukukun açık ihlali anlamına geldiğini belirtiyor.
Genişletme planı ve hukuki boyutu
İsrail’in resmi makamları, 60 numaralı yolun genişletilmesi amacıyla yaklaşık 1.000 dönüm (400 hektar) Filistin toprağını gasp etti. Barış Şimdi adlı İsrail merkezli sivil toplum kuruluşunun verilerine göre, bu kararla birlikte 2024 yılında Batı Şeria’da el konulan arazi miktarı 2.000 dönümü aşmış durumda. Bu, geçen yıla kıyasla yüzde 200’ün üzerinde bir artış anlamına geliyor. İsrail’in 1967’den bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria’da 700 bine yakın Yahudi yerleşimci, uluslararası toplumun yasadışı kabul ettiği yerleşim birimlerinde yaşıyor.
El konulan arazilerin büyük bölümü, El-Halil yakınlarındaki Filistin köylerine ait. Yol genişletme çalışmaları kapsamında zeytinlikler ve tarım arazilerinin de bulunduğu bu alanların yerleşimci kullanımına tahsis edilmesi planlanıyor. Filistinli çiftçiler, geçim kaynaklarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya.
Uluslararası tepkiler ve bölgesel yansımaları
Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve ABD yönetimi, İsrail’in bu adımını kınadı. BM Özel Temsilcisi Tor Wennesland, yaptığı açıklamada “İsrail’in işgal altındaki topraklardaki yerleşim faaliyetleri uluslararası hukukun açık ihlalidir ve iki devletli çözümü imkansız hale getirmektedir” dedi. AB Dış İlişkiler Sözcüsü ise bu tür tek taraflı adımların bölgede gerilimi artırdığını ve barış çabalarını baltaladığını vurguladı.
Filistin Yönetimi, konuyu Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşıyacağını duyurdu. Filistin Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, “İsrail’in toprak hırsızlığı, soykırım ve apartheid politikalarının bir parçasıdır” ifadeleri kullanıldı. Hamas ise silahlı direniş çağrısında bulunarak bu tür adımların karşılıksız kalmayacağını belirtti.
Bu gelişme, Gazze Şeridi’nde devam eden çatışmaların ardından bölgede tansiyonun yeniden yükselmesine neden oldu. İsrail’in aşırı sağcı hükümeti, Maliye Bakanı Bezalel Smotrich gibi isimlerin de etkisiyle, Batı Şeria’daki yerleşimleri yasal hale getirmek ve Filistin varlığını fiilen yok etmek için adımlarını hızlandırmış durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasını destekleyen ve İsrail’in işgal politikalarını eleştiren bir ülke konumunda. Bu tür toprak gaspı hamleleri, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda Filistin yanlısı tutumunu pekiştirmesine neden oluyor. Aynı zamanda, Doğu Akdeniz’deki enerji tartışmaları ve bölgesel rekabet bağlamında, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin normalleşme sürecini olumsuz etkileyebilir. Ankara’nın, bu tür adımları kınamasının yanı sıra, Filistin Yönetimi’ne siyasi ve ekonomik destek sağlamaya devam etmesi bekleniyor. Bölgesel istikrar açısından, İsrail’in tek taraflı eylemleri Türkiye’nin de dahil olduğu Doğu Akdeniz denkleminde yeni bir gerginlik kaynağı oluşturma potansiyeli taşıyor.