İsrail, işgal altındaki Batı Şeria'da yasa dışı yerleşim faaliyetlerini sürdürüyor. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Ramallah ve el-Bireh vilayetinde inşa edilen yasa dışı Givat Haroeh yerleşimini genişletmek için 465 dönüm (yaklaşık 115 dönüm) arazinin 'devlet arazisi' olarak tescil edildiğini duyurdu. Smotrich, ABD merkezli sosyal medya platformu X'te yaptığı paylaşımda, bu adımın yerleşimlerin genişlemesine olanak tanıyacağını belirtti. Filistin yönetimi ve uluslararası toplum, bu tür adımları uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendiriyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail'in yasa dışı yerleşim politikası, 1967'deki Altı Gün Savaşı'ndan bu yana işgal altındaki Filistin topraklarında sürekli bir genişleme göstermektedir. Givat Haroeh yerleşimi, Ramallah yakınlarında stratejik bir konumda bulunuyor ve İsrail'in bu bölgedeki varlığını güçlendirmeyi hedefliyor. Araziye 'devlet arazisi' statüsü verilmesi, Filistinlilerin bu topraklar üzerindeki mülkiyet haklarını fiilen yok sayıyor ve bölgenin ilhakına yönelik bir adım olarak değerlendiriliyor. Smotrich, aşırı sağcı görüşleriyle bilinen bir siyasetçi olarak yerleşim faaliyetlerinin en büyük destekçilerinden biri.
Uluslararası toplum, İsrail'in yerleşim politikasını meşru görmüyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, İsrail yerleşimlerini 'uluslararası hukukun bariz ihlali' olarak tanımlıyor. ABD yönetimi ise bu konuda çelişkili sinyaller veriyor; Biden yönetimi yerleşimlere karşı olduğunu belirtse de, Trump döneminde atılan adımların etkileri sürüyor. Avrupa Birliği ve Arap Birliği de İsrail'e yönelik kınamalarda bulunuyor, ancak somut yaptırımlar konusunda adım atmıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, zaten kırılgan olan Filistin-İsrail barış sürecine yeni bir darbe vuruyor. Filistin yönetimi, iki devletli çözümün bu tür tek taraflı adımlarla imkansız hale geldiğini savunuyor. Batı Şeria'daki yasa dışı yerleşimler, Filistin topraklarını parçalayarak bağımsız bir Filistin devleti kurulmasını engelliyor. Özellikle Ramallah ve çevresi, Filistin siyasi ve ekonomik hayatının merkezi olması nedeniyle burada yapılacak her genişleme, Filistinliler için ciddi sonuçlar doğuruyor. Ayrıca, İsrail'in bu hamlesi, bölgede tansiyonu yükseltme riskini taşıyor. Hamas ve İslami Cihad gibi silahlı gruplar, bu tür adımları şiddetle kınıyor ve misilleme tehdidinde bulunuyor. Bölgesel olarak, İsrail'in bu tutumu, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi İbrahim Anlaşmaları'na taraf ülkelerle ilişkilerini de zorlayabilir. Küresel düzeyde ise, uluslararası hukukun ihlali ve iki devletli çözümün aşınması, Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Adalet Divanı gibi kurumların otoritesini sorgulatıyor. Bu durum, diğer bölgesel çatışmalarda da emsal teşkil edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği güçlü destekle biliniyor ve İsrail'in yasa dışı yerleşim politikalarını her platformda kınıyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi uluslararası örgütlerde Filistin yanlısı söylemini güçlendirebilir. Ayrıca, İsrail ile son yıllarda yaşanan normalleşme çabalarına rağmen, Ankara'nın bu tür adımlara tepkisi sert olabilir. Türkiye, bölgesel bir güç olarak Filistin meselesinde söz sahibi olmayı sürdürürken, bu tür gelişmeler Ankara'nın dış politikasını yeniden şekillendirmesine neden olabilir. Özellikle, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de İsrail ile enerji işbirliği gibi konularda denge arayışı, bu tür adımlarla zorlaşabilir. Türkiye, uluslararası hukuk ve iki devletli çözüm vurgusunu koruyarak, Filistin yönetimiyle ilişkilerini daha da derinleştirebilir.